Ali Denizci’yle H Kitap&Kahve’de Söyleşi

Geçtiğimiz günlerde H Kitap&Kahve Ali Denizci’yi sevenleriyle buluşturdu. Sohbetin satırbaşlarından Ayten Şenyurt haber veriyor:

“Gönül kıraathanesi” H Kitap&Kahve hatırlarda uzun süre yer edecek bir programa daha ev sahipliği yaptı. Mekânı bir ve kendi yeri bilen Deliler Kahvehanesi’nden Ali Denizci’yi Kitap&Kahve’de her dem bir tas sıcak çorbası ve demli çayı bulunan Üsküdar’ın sevilen meczuplarından Deniz karşıladı.

Denizci, Delilikten Veliliğe ön başlığını koyduğu sohbetine derin bir saygı ile bahsettiği veli sınıfını çok iyi tanıdığından tevazulu kişiliği ile kendini normal kabule göre deliler arasında saymayı tercih etti.

Normallerin, akıllıların dünyasının hiç ilgisini çekmediğini, normal dediğimiz insanların dünyasına baktığımızda oldukça depresif olduklarını, mutsuz, huzursuz, uyumsuz ve üst çizgilerinin çok sert olduğunu söyledi. Sorun haline getirdiklerinin de hiç sorun olmayacak şeyler olduğunu, mutluluğun tanımını yapan insanlarınsa hep aynı şeyi söylediğini dile getirdi. “Oku, işe gir, kariyer yap, para kazan, mutlu ol.” Şeklinde dikte ettirilen şeye uyduğu halde mutlu olamadığını, üstelik bu öğütleri verenlerin mutlu olamadığını kırk yaşındayken fark ettiğini söyledi. Kavradığı ilk şeyin bize mutluluğun tarifini yapan insanların kendilerinin mutlu olmadığını, üzerimizde mutluluğun tanımını yapan annelerimiz babalarımız otoritelerimiz her kimse, diğerini bilmedikleri için yalan söylediklerini, diğerini bilmedikleri için korktuklarını ve korkunun, endişenin olduğu yerde ise Allah’ın değil şeytanın bulunacağını söyledi. Bize doğru gelen şeylerin aslında yalan olduğunu anlamadığımız sürece yani o kalıpları yıkmadığımız sürece kendimizi nasıl kandırdığımızın farkında olmadığımız sürece, kendi tanrılığımızı bırakmadığımız sürece de elbette hiçbir şeyin düzelmeyeceğini ekledi. Değişimin kusurları görmeyi bırakmamızla başlayacağı, o kınama, yadsıma ve inkar bilgi dünyasından çıktığımızda gerçeğe yaklaşmış olacağımızı ve kendimize yöneltmemiz gereken asıl şeyin hangi tekamül düzeyinde olduğumuz gibi sorularının bulunduğu konular da akıcı sohbeti sırasında birbirini izledi.

Kendine ben kimim, nereden geldim, ne için buradayım sorularını sorup hakikatini ararken berduş bir hayat yaşadığı sırada Yahya Efendi dergâhının bahçesinde lojmanın bahçe penceresinden kendisine “Hoş geldiniz” diye seslenerek biraz sonra da elinde kiraz, erik, çilek, yenidünya olan kocaman bir tepsi getiren yeni imam ona yeni bir dünyanın kapılarını aralamış adeta. Burası benim fakirhanem. Sen Allah’ın gönderdiği misafirsin, misafir de boş çevrilmez diye evini göstermiş. Alkol aldığını, ot kullandığını, tanrı tanımadığını ifade ettiğinde imam İsmail Hoca, “Sen tanımasan ne olur, o seni tanıyor ki buraya getirdi” diyerek her seferinde aç olup olmadığını sorarak meyve ve kuruyemiş getirmiş. Bir gün mezarlıkta kubbeli bir yerde geceyi geçirmiş. İmamın o günkü vaazında aşağıda mezarlıkta bir adam var onu hakir görüyorsunuz aşağılıyorsunuz. Bugün nerede olduğunuz belli yarın nerede olacağınız belli değil, belki de Allah yarın sizi onun yerine koyar, gidin ona yardım edin demesi üzerine insanların akın akın kendine doğru geldiğini görmüş. Sırayla tomar tomar para bırakıp gitmişler. Parayı ne yapacağını bilememiş. İşte o para Balat’taki Deliler Veliler Meczuplar Aşıklar Kahvehanesi’nin ilk mayası olmuş.  

Annesinin babasının kendisine telkin ettikleri mutlu hayat şartları ile kast ettiği şeyin temelinde aslında kendilerine saygı gösterilmesi olduğunu vurguladı. Onlara sokak serserisi olmadıkları için saygı gösterildiğini, aslında gösterilen saygının onlara değil üzerindeki etiketlere olduğunu, zaten hepimizin istediğinin de bu etiketimize saygı göstermelerini istediğimiz olduğunu, çünkü bundan vazgeçemediğimizi söyledi.

İsveç’te okuduğu zamanlarda balık tuttuğu adanın sahibi egosu yüksek bir doktorun dünyanın zengin ve en mutsuz yüzlerinden birine sahipken, aynı kişi ile bir Batı Afrika ülkesinde ikinci karşılaşmalarında ise yüzündeki ifadelerin tamamen değişmiş olduğunu gördüğünden bahsetti. Kendine ne yaptın, sorusunu cevaplayan doktorun, parasının tamamını yoksullara bağışladığını, sınır tanımayan doktorlara katıldığını, artık yaptığı ameliyatları para için değil sadece insanlara hizmet için yaptığını anlatan Ali Deniz bu anısı ile mutluluğun sebebini insana hizmete bağladı. 

Dillerdeki Allah kelimesinin bir sözcükten ibaret olup gönülde olmadığı sürece bir işe yaramadığını, gönle Allah geçmediği sürece korku yaşamaya devam edeceğimizi, kendinizden vaz geçmediğiniz sürece, o boşluğa gerçek sahibini yani Allah’ı koymadığımız sürece kendimizi kendimizin dışındaki alanlara açmadığınız sürece kalbimizdeki boşluğun büyümeye devam edeceğini ve ağzımız Allah dese de kalbimizde hiçbir şey olmayacağını söyledi. Bütün ilişkilerimize koşullar koyduğumuzu, sevmediğimizi, haz aldığımızı, sevgi varsa koşul olmadığını, haz peşine koştuğumuzda bir noktada beynin doyduğunu ve bunun da gerçeği yansıtmadığını renkli örneklerle paylaştı. Öbür tarafta bizi tek bir sorunun beklediği, onun da “Yaptığım işlerin ben neresindeyim?” sorusu olduğunu ve sadece kendimiz için yaptığımız şeyin kalacağını ve aslında bu karşılaşmaya hazır olmamız gerektiğinden bahsetti.

“Doğru kendin olabilmektir. Doğru sorularının bitmesidir. Doğru sana senin gerçekte kim olduğunu gösterecek aynaya sahip olmaktır. Mevlanâ’nın Şems ile karşılaşıncaya kadar adı Molla Celaleddin idi, Şems ile karşılaştığında Mevlana Hazretleri oldu. Yirmi dokuz harfle okuma yazmayı, araç kullanmayı biri öğretirken, bir ütünün bile kullanma kılavuzu varken, ben bu dünyaya neden geldim sorusunun cevabı olan kılavuzu kim öğretecek sana?” şeklinde çarpıcı sorular da sordu. “Hiç sıkılmadınız mı sıkıcı hayatınızdan? İnsan olmaya ihtiyacımız var. Birilerine yardım ettiğinizde sevap kazanmazsınız, nefes aldığınızda sevap kazanmadığınız gibi. Sadece “insan”a biraz daha yaklaşırsınız.” dedi. Programının tamamını ise “Hizmet edeceksin” ifadeleri ile özetledi. “Hizmet edeceksin. Allah orada burada değil, tam burada tecelli edecek!” diyerek kalbi işaret etti.

Program boyunca Ali Denizci’nin masasının üzerinde sergilenen değerli yazar Mustafa Tatcı’ya ait Deliler ve Veliler adlı alanında kaynak eser olan ve birçok yerde başvuru kitabı olarak gösterilen H Yayınlarına ait kitabına da atıfta bulunuldu. Beslendiği yüce kültürün âdab, usûl ve erkânına vukûfiyetiyle Tatcı Hoca’dan ayrıca sitayişle söz edildi.

Görüyorsam, duyuyorsam sorumluyum diyerek yola çıkan Ali Denizci’nin bugün başlattıkları her meslek ve kariyer gurubundan gönüllülerle desteklenen insanlık hareketi ile gerçekten muhtaç insanlara nitelikli yardımlar yapılıyor. Ve gönlündeki putları yıkan, el ne der hapishanesinden kaçan herkese açık olan Deliler Kahvehanesi sizleri bekliyor.

2021 ve Yûnus Emre Ontolojisi

15 Kasım 2019

Yunus Emre: le soufisme transcendant le temps et l'espace

15 Kasım 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir