‘Anda ölüm olmaz’

Leylâ İpekçi

01 Oca 2019, Salı

Yıllar geçiyor, dünya çekiliyor giderek yüzümüzden. Birlikte ihtiyarlıyoruz seninle. Takvimin son yaprağını koparırken geçen zamanın içinden bakıyoruz birbirimize, ayna oluyor anılar. Bizimle birlikte yaşlanıyorlar.

Bazen takvim yaprakları misali yaşlar dökülüyor yılların tortusuna, ihtiyarlayan sadece gözler. Gitgide yorulan bakışlar, buğulu bir camın gerisinde uzaklaşan bakışlar.

Evet dünya çekiliyor sularımızdan. Ama yolculuk hep iç dünyamıza doğru. Gitgide derinleşen, dikeyleşen, mana bulan bir yolculuk.

Milimetrelerle kazıdık toprağı, yarıp su çıkarana dek ne çok say ettik. Gölet olsun diye toplayıp suyu, nehir olduk, çöllerde son bulduk.

Biliyor musun, seninle ben diye bir şey olmadığını ilk ne zaman anladım? Aramızda gidip gelen sevgi ulaklarının zevkine vardığımda. Dedim ki sana:

Birbirimize baktık. Bu en uzun yolculuk.

Yıllar evvel. Gençtik o zaman. Gerçi sana her baktığımda eskisinden daha genç oluyor bakışım. Sadece bakmakla muhabbet melekleri uçuşuyor bağımızda. Diriliyor bütün alfabelerde gönül dili. Birbirimizi konuşmadan anlıyoruz.

“Gel ey gözüm ağla gülmezem ayruk
Canım dosta gider gelmezem ayruk
Ne gam bu dünyada bin kez ölürsem
Anda ölüm olmaz ölmezem ayruk.”

Kaynak: Canım Dosta Gider

Birlikte geçtik nice insandan, nice hikâyeden, olaydan. Anılar üst üste yığılırken zaman kipleri iç içe geçti, karıştı hafıza bahçesinde.

Sana bakıyorum evet, hep taze bir bakışla. Ölmeden ölmeye ant içtim, henüz yapamamış olsam da. Aşkullah, gayretteyim! Senden bana dönen yolları açık tuttu çünkü hayat. Hep açtı yolumu sona doğru, sana doğru. Çift yönlü gidiş geliş oldu yıllar.

Çok üzüldük, çok sevindik. Birlikte gençleştik, çocuk olduk, memleketimize varıp başlangıçlarımızı tokuşturduk. Dedelerimizin komşu köylerde yan yana çeşmelerden su çektiğini bilmiyorduk tanıştığımızda.

Yıllar bizi birbirimize akraba kıldı, kardeş olduk, can yoldaşı olduk.

***

Türkiye’nin şarkısını, türküsünü, şiirini birlikte okuduk, yazdık, besteledik, paylaştık. Bazen nara attık, bazen kulaktan kulağa sırrımızı fısıldadık, dost yüzlerde dinlendik, uzun mesafe koştuk, ateş çemberlerinden atladık.

Bir ses duyduk sonra, nefes çektik içimize, yıldönümleri, ay dönümleri, gün dönümleri içine yüzyıllar, bin yıllar sığdırdık. Taşın yuvarlanışında, yaprağın dalından kopuşunda bizi birbirimize bağlayan ipe tutunduk, aldık verdik, aldık verdik.

Ta soyduk kabuğumuzu, yardık yaramızı, içine girdik, baktık.

Yâr yüzüdür bu dedik. Yâre geldik, yara bandıyla sargı yaptık, sarmalandık.

Geriye ispatı kaldı.

“Yansın canım yansın aşkın oduna

Aksın yaşım aksın silmezem ayruk”

Kaynak: Cânım Dosta Gider

Şimdi sevenlerin şiirini okuyoruz. Yeryüzündeki ilk dili konuşuyor, ilk kelamın içinde devrediyoruz, oluyor, ölüyor, oluyoruz.

Gerçeğin evinde bir bir yazılıyor şiirimiz. Diziliyoruz, bir tesbihin taneleri gibi. Hece oluyor, aruz oluyoruz. Yunus konuş! Denir denmez, kuş dili anlaşıyoruz.

Yıllar yılgın, akıyor durmadan, bazen hızlı, bazen usul usul. Anıyor, unutuyor, hatırlıyoruz. Zikrediyor, hamdediyoruz.

Yeryüzünün meridyenleriyle paralellerini arşınladık, sek sek oynadık bulutlar içinde, fırtınalardan yağdık, günebakan gibi güneşe ayarlandık. Bilmiyorum ne vakit böyle yaşlandık.

Gençler bizi idare etmeye başladı, “siz anlamazsınız” tarzı yan bakışlarıyla alttan almaya başladılar. Muhataplarımız hep bizden yaşça küçük artık. Siyasetçisi, yöneticisi, müdürü, yetkilisi. Hepsi bitimsiz hırslar içinde dövünürken nasıl oldu böyle ağır yükü attık, hafifledik, uçuş modunu açtık.

“Yanmışam aşkına ta kül olunca
Boyandım rengine solmazam ayruk
Ko beni yanayım dost eşiğinde
Yeter bir el dahı almazam ayruk”

Kaynak: Cânım Dosta Gider

Hepsi bu yaşamda, kiminin ahir ömrü, kimine mahşer. Sonsuzluğun zincirinde durmadan başka anlamlara bürünen sayısız halka. Her şey an sırrında, nasip. Seninle beni defalarca buluşturan. Ve sadece bir! Olmakta olan!

İçinde zat, zahir olan manasında, bizi tabi olmaya çağıran zuhurat.

Hiçbir bilgi kalpten alınmıyorsa gerçek anlamda öğrenilmiyor, canlanmıyor, zuhur etmiyor. Kendimi bilmeye geldiğimden beri, seninle hemhâl oldum, sende tutuştum, yandım.

Bir çağı daha sırladım, her kelime üzerinde defalarca durdum. Çünkü kast ettikleri anlamın içinde yeni anlamlar var, an sırrına açılan harflerin temsil ettiği sonsuz anlam var. Yeni bir alemin eşiğindeyim, parmak ucumda canlı her niyaz.

Gayrı yok diyorum şimdi sana. Yunus’un tabiriyle ‘ayruk’ yok. Sen benim, ben senim, ama hakkıyla bunu bilmiyorsak da bilmeden biliyoruz hali hazırda.

Yâr yüzünde ağyar ne arar! Zaman bir yanılgı. An var, sonsuz şimdi. Döne döne hep sana geldim, geleceğim. Yine bir devran ola.

“Yunus aşık durur maşukun ister

Dahı hiç nesne istemezem ayruk.”

Kaynak: Cânım Dosta Gider

Kaynak: Yeni Şafak

Kendimizi Okumak, Kendini Yazmak

27 Ocak 2020

Hayatımızın Özel Günlerine, Çağlarına, Anlarına Dair

27 Ocak 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir