BÜYÜK TAARUZ

Leylâ İpekçi / Muhit Dergi


Fotoğraf açıklaması yok.
Yûnus Emre’den Yolcuya Öğütler

İşgalci kuvvetleri ‘vatan’dan denize dökene kadar, tabiri caizse nefs-i emmare teröristlerimizi terbiye edene kadar içimizdeki Akdenizler’de, Karadenizler’de Egeler’de direniş devam ediyor, edecek.
Her kim talip ise donanımlı olmak zorunda. Kimi silah olarak kılıç, kimi kalem tutuyor.

Ama benliğin orduları hiç boş durmuyor, hep kötülüğü süslü göstermeye, nefsimizi temize çekecek savunmalar yapmaya bizi zorluyorlar. Israrla boş buldukları yerden dalarak, nefsimizi esir alıyorlar. Kesintisiz taaruz halindeler.
Öfke, haset, kibir, şehvet, riya, tamah, açgözlülük, hırs, cimrilik gibi hepimizde az çok bulunan bu nefs-i emmare teröristlerini yenmeye ant içenlere ve “ilk hedefiniz Akdeniz, ileri” emrini işiterek gazaya niyet edenlere tam donanımlı bir direniş ordusu gerekiyor.

(……)

İstismar ve sömürüden, nefret ve kibirden, öfke ve talandan azade halis niyet gerekiyor hepimize. Ki Mustafa Tatcı hocanın “Yunus Emre’den Yolcuya Öğütler” adını verdiği eserinde, Yunus’un bir büyük kitabını şerh ederken (Risaletü’n Nushiyye şerhi, H yayınları 2020) kullandığı tabirle “büyük taarruz”da zafer kazanabilelim.

Büyük taaruza giden yolda kendi tecrübelerini ifade eden (zamanları ve mekanları aşarak insanlığa hitap eden) Yunus Emre gibi bir dil kurucunun bu öğütler kitabında yer alan benlik özelliklerinden mülhem temalar bugünün kendini bilme ameliyesine talip olan yolcularına eşsiz bir yol azığı sunuyor. Kimine kazık olsa da rızık elbet.

(……)

Kimi vatan için ölmeye gider. Şehit oldu denilir. Kimi de inanmadığı savaşta ölür ve boşu boşuna can verdi denilir. Neresinden yakar, ne kadar yanarsanız!

Vatan için ölmeye giden Mehmetçik’in can feda aşkıyla, Muhammed aleyhisselamın yanında -mesela hicret günü onun yatağına yatarak ölmeyi göze alan bir Muhammedçik’in- (Ali k.s) aşkı nefsimizin hangi merhalesine örnektir? Denilir ki içimizdeki sahibi kendimize tanıttırabilirsek, benliksiz halde, nefsini Müslüman edebilen aşk erleri zaferini ilan edebilir. Akdeniz “mavi vatan” olabilir.

Görüntünün olası içeriği: yazı
Mehmetçik’e İthâf

Buradan hareketle acizane diyebilirim ki Mustafa Tatcı’nın Yunus’un öğütlerini şerh ettiği eserini Mehmetçik’e adaması elbet çok daha geniş manâlar ihtiva ediyordur. Ama düşmanı gaza şuuruyla Akdeniz’e dökerek “ölmeden önce ölebilenler”in nefse karşı zaferini ilan etmesiyle bir alakası olsa gerek.

Zira Tatcı hocanın şerhinden anlıyoruz ki,

Yunus’un öğütler kitabında yaptığı da bu. Şehit derken hem nefsini katlederek / terbiye ederek aslına dönenlerden, hem de aynı niyetle vatan savunmasında şehit olanlardan bahsediyor. “Aşıklar ölmez.” Onlar diridir.

Şerhin önsözünde Tatcı hocanın söylediklerinden artık alıntı yapabiliriz:

“Türk halkının başına bazen Haçlı, bazen yağmacı Tatar kılığında görünen haramiler, asiler, işgalciler ellerindeki silahlarla Azrail ve cellat kesilmiştir. Bu işgalciler tabiatıyla gönlümüzü kuşatan öfke, kıskançlık, cimrilik ve kinin sûretleridir. İşte içimizdeki bozkırları ele geçiren bu ‘gayr-ı müslim’ askerler, mürüvvetsiz beyler ve erler, altlarında birer at, ellerinde kılıç, ok ve mızrak, girdikleri yerleri kan gölüne çeviren; asan, kesen, yakan, yıkan dinsiz, imansız silahşörler, beldeleri toza dumana boğmuştur.”
“Her yerde kan irin duman ve is vardır. Gözyaşları çağlar hale gelmiş, dağlar geçit vermez olmuştur. Bağlar, bahçeler, kuşlar, kurtlar, börtü böcekler hayata küsmüş vaziyette, bu zulüm dursun diye sessiz sessiz feryat etmektedir. Zulümden bir nurlu kapı açılsın diye eller kâmillerin eteğine düşmüş, gönüller rahmet duasına çıkmıştır. Ne ki Cenab-ı Hak en zor şartlarda bile insana, kurda, kuşa, toprağa, ağaca, velhasıl bütün mahlukata zatından bir rahmet kapısı aralamış, kendilerine yol gösterecek bir akil, kendisinden emin olunacak bir tercüman-ı ilahi, bir danışman, bir er, bir eren göndermiştir(…)”
“Yunus Emre içindeki kıvrımları düzledikçe, sırtlandığı varlık ordularını aşk tekkesinin tandırında yaktıkça dışarıdaki çiğlikler de pişmiş, asayiş berkemal olup beklenen güneş doğmuştur. İnsan kin öfke kibir riya gıybet putlarını devirip özgürleştikçe âlem çokluktan uryan, aslına hayran bir şekilde içten içe devran ederek birliğe intikal etmiştir. Yunus nefsine vurdukça, içinden öfkeyi kini gıybeti ve hasedi attıkça, aklını terbiye edip onu vahyi idrak edecek hale getirdikçe ‘il ü şardan bir yer’ daha selamete kavuşmuştur (…)”
“Yolun sonunda gönül iklimine hürriyet sancağını dikmiştir Yunus. Beldesi istila altında kalanlara yol göstermeye, onlara merhamet ve himmetle yardım etmeye, karanlık yollarına meşale olmaya devam eder durur(…) Muhammedî sünnet budur. Yolunu gözleyen kitlelere vahdet tecrübesiyle dönmektir sünnet. Bu hacmi küçük eserin büyüklüğü oradadır.”

(……)

Hakikatimizi mayalayan nefesi kaynağından çektiğimizi idrak ettikçe Yunus’tan ödünç alarak “aşıklar ölmez” sözüne bir ekleme daha yapacağız o halde: “Vatan bölünmez!” Yeter ki vatan deyince gönüldeki (aşk) sırrını, asker veya ordu deyince nefsimizin zaaflarını kast ettiğimiz bir noktaya nişan aldığımızı anlayacak askerler yetişsin. Ve görme, işitme, konuşma gibi duyularımız / azalarımız “vücud”un ümmeti olarak, birer aşk eri sıfatıyla hizmet etsin.


(Yazının tamamı Muhit dergi Mart sayısında)

Kitap: Yunus Emre’den Yolcuya Öğütler / Satın al

#Muhit
#MustafaTatcı
#YolcuyaÖğütler
#Hyayınları
#YunusEmre
#RisaletünNushiyye

Aslınur Akdeniz Brehmer: Tasavvufi eserler; nazlıdırlar edeple muamele görmeyi isterler

9 Mart 2020

A powerful tutor produces an optimistic learning setting.

9 Mart 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir