Hüseyin Vassâf Bey’in Bir Eserinin Mâcerâsı

20. yüzyılın kültür ve irfân hayatının önemli simalarından Hüseyin Vassâf Bey, Sefîne-i Evliyâ, Gülzâr-ı Aşk, Mürâselât, Mir’ât-ı İncilâ-yı Hakîkat gibi değerli eserlerin müellifi. Önemli bir tasavvuf tarihçisi, metin şârihi ve şair olan Vassâf Bey aynı zamanda İstanbul’un köklü tasavvuf ekollerinden biri olan Uşşâkî tarîkatinin yakın dönem şeyhlerinden…

Hüseyin Vassâf’ın kaleme aldığı her eser uzun boylu bir araştırma ve tahlil sürecini gerektiriyor. Bahsi geçen kitaplar hem kitabî hem de tecrübî bilginin ürünleri olmasının yanında aynı zamanda Vassâf Bey’in yaşadığı manevî hallerin sonucu hüviyetini de taşıyor.

Burada, Gerçeği Gösteren Ayna (Mir’ât-ı İncilâ-yı Hakîkat ) kitabının girişinden alıntıladığımız yazıda müellif kitabın yazılış süreciyle alakalı ilginç anekdotlardan bahsediyor…

Cenâb-ı Hakk’a hamd ederim. Fahr-ı âlem velînimet-i a´zam –sallallâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri’nin nâm-ı mübâreklerini tekrîm ile yâd ve âl ü ashâb u etbâ´ını tefhîm ile zikr eylerim. Bu eser-i âcizânemin mevzûunu kutbü’l-ârifîn, gavsü’l-vâsilîn Muhammed Mısrî-i Niyâzî –kuddise sırruhu’s-sâmî– hazretlerinin dîvân-ı latîflerinde muharrer bulunan: “Halk içre bir âyineyem herkes bakar bir ân görür” nutk-ı şerîfini teşkîl eder. Eğer tevfik-i İlâhî refik olursa; “İbn-i vaktem ben ebü’l-vakt olmazam” diye bi-hasebi’l-hâl vâki olan beyânât-ı latîfelerindeki esrâr u gavâmız-ı âliyeden de bahseylerim.

Bundan evvel “Lücec-i Asrî” nâm eser-i fakîrânemle Hazret-i pîr-i dest-gîr müşarünileyhin “İlm bahr, vücûd asdâf anın dürdânesiyem ben” gazel-i bî-bedellerini min-gayr-ı haddin şerhe yeltenmiş idim.

Bu şerhin vücûduna sebeb ise, Bursa’da hânkâh-ı Hazret-i Mısrî seccâde-nişîni muharrirîn-i sûfîyyeden nezihü’l-hâl Mehmed Şemseddîn Efendi Hazretleri sebep olmuşlardı. Muharrir-i fakîre yazdıkları bir vedâd-nâme-i cevabda;

 “Mir’ât-ı şüûnunuzda yine bir cilve oynamış kendinizi o âyînede görmüşsünüz. Hazret-i Pîr Efendimizin nutk-ı âlîlerinden birini ve mümkün ise, bir üçüncüsünü de Şerh için gayretkâr olmanız ve bunları da kütüphâne-i irfâna yâdigâr etmeniz hakkındaki recâ-yı vâkıâma  karşı hangi nutku şerh edeyim diye suâl buyurmuşsunuz. Şu satırları yazarken: “Halk içre bir âyîneyem herkes bakar bir ân görür” nutk-ı mübâreği gözümün önüne geldi. Bir cilve-i beyâniyye işte bu nutkun şerhini îmâ ediyor: Evvelce olduğu gibirûhâniyet-i Hazret-i pîre tevessül buyrulsun ve derhâl tulûât hâzırdır. Hazret-i Hak cümlemize muîn olsun” demeleri üzerine;

Bu nutkun Hazret-i Sezâyî-i Gülşenî Efendimiz tarafından yazılmış bir şerhi vardır. Cenâb-ı Sezâyî’nin şerh-i latîfine karşı ikinci bir şerh, azîm küstâhlık olacağı gibi fakîrin tarik-i feyz-i refîk-ı Gülşeniye de intisâbım olmak hasebiyle bu şerhden gayrı bir şerh yazılması edeben de, hâlen de iktidâren de imkansızlığa ma´rûz kalacağı cihetle bu nokta-i nazara göre, âhir bir mülâhaza-i ârifânelerine arz-ı iftikâr eylediğimi kendilerine bildirdim.

Verdikleri cevapta:

Vâkıâ o nutk-ı latîfe, Cenâb-ı Sezâyî tarafından şerh yazılmış ise de bu şerh lübbü’l-lüb ıtlakına şâyân ma´ânî-i dakîke ve beyânât-ı rakîkeyi muhtevî olup mübtedî ve mütevassıtların daha etraflı bir sûrette müstefid ve müstefîz olabilmeleri için şerhe hâşiye tarzında tafsîl-i maânîye bezl-i gayret buyurulursa hiç şüphe etmem tevsî-i maârife hizmet itibârıyla mesâ´î-i memdûhanız müşârünileyhim hazerâtı’nın celb-i hoşnûdîsine sebeb olur.

İbn-i vaktem ben ebü’l-vakt olmazam

nutkunun şerhi de terdif olunursa, nûrun alâ-nûr olur. “Halk içre” diye başlayan nutkunun nezd-i fakîrânemdeki yazma ve basma dîvânlarda sahîhi şöyle muharrerdir:

Halk içre bir âyîneyim herkes bakar bir ân görür

Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yamân görür

Şol câhil ü nâdânı gör örter Hakk’ı inkâr edip

Kâmil olan kâmillerin her bir sözün bürhân görür

Medh ile zemmi âlemin kıymette bir hardal durur

Har o durur hırmende ol buğdayı kor samân görür

Dedi ulular levn-i mâ levn-i inâdır şüphesiz

Kana boyanmış göz hemîn Nil ü Fıratı kan görür

Tuttu rikâbın ârifîn nice selâtîn-i üvel

Kâmil olan sultânı gör dervîşi ol sultân görür

Dervîşi Hak yakmış iken onu yakan sultâna bak

Hammâm içinde dilberi görmez gözü külhân görür

Ol dilberin mehdî adı sükker durur halka dadı

Mısrî çeker bu mihneti ol râhatı Rahmân görür

Amcamız merhûm, Şeyh Zâik Efendi’nin hatt-ı destiyle muharrer dîvânında böyle muharrerdir. Eski yazmalarda birkaç muhâlif kelime varsa da doğrusu bu olmak gerektir.” diyorlar.

Bu cevâb-nâme üzerine fakîr, irfânsızlığımı ve aczimi düşündüm. Böyle hakâyık u dekâyıka nâzır olan o âlî nutukları gözümün önüne getirdim. Müstağrak-ı deryâ-yı acz oldum.

Kendiliğimden bir şey yapacağıma kâni oldum. İnâyet-i İlâhîyeye verûhâniyet-i seniyye-i Nebeviyyeye istinâden müşârünileyhimâ Mısrî ve Sezâî Efendilerimin inzimâm-ı himmetlerini temenniye karâr verdim. İki rekat namâz kıldım. Müteveccihen ile’l-kıble mürâkabe ile tevessülâtta bulundum.

Edirne’de Hz. Sezâyî’nin türbe-i münevvereleri zuhûr etti. Tevessülümde Hazret-i Pîr, bir köşede postu üstüne meşhûd-ı dîde-i basîretim oldu. Arz-ı keyfiyyet eyledim ve istîzânda bulundum:

Evlâdım! Şerhim pek muhtasar yazılmıştır; tafsîli tezyîd-i fevâidi mûcib olur, yazınız. Hazret-i Mısrî’nin de benim de memnuniyetimizi mûcibdir. Hazret-i Allah muvaffak etsin. Emr-i maânîde keşfiniz açık olsun.” cevâb-ı latîfiyle mulattaf oldum.

Hazret-i Mısrî Efendimizin rûhâniyyetlerine tevessülümde Cenâb-ı Pîri Âsitane-i Mısrî’de post üzerinde oturmuş gördüm. Fakîre rehberlik eden Şeyh Mehmed Şemseddîn Efendi ile huzûrlarında pâ-ber-câ-yı ta´zîm olarak arz-ı maksad olundu:

Pek memnun olurum evlâdım Hüseyin. Gayret et, yaz, müşkiller feth olur, düşünme. Yâverin Hak, muînin feyz-i mutlak olsun” buyurdular.

Bu müsâadât üzerine biraz ferahlık hisseyledim. Teşrîh ve tevsî-i maânîye cür’etim arttı. Bu satırları karalamağa başladım.

Ve mine’llâhi’t-tevfîk.

15 Şaban 1345/ (17 Şubat 1927)

Nâkısu’l-kemâl ve kâmilü’l-vebâl

El-hâc Hüseyin Vassâf-ı Gülşenî-i Uşşâkî-i Mısrî


Bahsi geçen kitabı ve Hüseyin Vassâf’ın diğer eserlerini bu bağlantıya tıklayarak inceleyebilirsiniz…

Bayezid ile Cem'in Hasedi Değil Hasreti

7 Ağustos 2019

Nusret Tura'nın Şiirlerine Takrîzi

7 Ağustos 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir