Medeniyetin Ak Yuvası: Gülzâr-ı Aşk (Mevlid Şerhi)

Türk İslam Medeniyetinin estetik ve birikimini mayalayan bir arifti, Hüseyin Vassâf. Hem öyle bir maya ki, sâde aşk ve irfandan müteşekkil. Fakat ne adını biliriz onun, ne de yazmış olduğu eserleri. Geleneğin topraklarında tıpkı bir arkeolog gibi çalışan ve nerede kendini gizleyen bir hazine varsa onu Türk milletine kazandıran Mustafa Tatcı, bizleri bu sefer de Vassâf Bey’in ‘Gülzâr-ı Aşk’ adlı eseri yani ‘Mevlid Şerhi’ ile selamlıyor. Böylece hem unutulmaya yüz tutan muhkem bir geleneği, Mevlid geleneğini hatırlatıyor hem de Hüseyin Vassâf’ın bu muhteşem eserini bizlerle tanıştırıyor.

Aşkın gül bahçesi adıyla kaleme alınan eserin müellifi Vassâf Bey, bir gümrük memurudur. İşindeki disiplinli, dakik ve metodik tavrının yanında sosyal hayatında da bir an olsun boş durmayan, gittiği her yerde elinde not defteri, sürekli yazan ve okuyan bir zâttır. Vassâf Bey pek çoğumuzun görmediği irili ufaklı otuz iki esere ve onlarca makaleye, şiire imza atmış, pek çok kişiyi tanımış, pek çok külliyât incelemiş, musıkiyle ilgilenmiş, mahfil kültürüyle hemhâl olmuş bir bilgindir. Eserlerinden birkaçı; dönemin pek çok şahsiyetine ve olayına ışık tutacak şiirlerini topladığı Dîvân-ı Vassâf, beş ciltlik Sefîne-i Evliya, Gülzâr-ı Aşk, Kemâlü’l-Kemâl, Aynü’l-Hayât’tır.

AŞK İLE KALEME ALINMIŞ

Süleyman Çelebî’nin Mevlid’i Hz. Peygamber’in doğumu ve hayatınının işlendiği ilk eser değil fakat aşkla işlenmişlerin en mütekâmilidir diyebiliriz. Çelebi, eserinde hakîkat ve şeriate ait meselelerin perdesini yalıncacık bir ifadeyle aralamıştır. Evvel zamanda Türkçe bilmeyen insanların dahi bir ibadet şuuruyla Mevlid okuduğunu ya da dinlediğini biliyoruz. Çünkü inananların birliğini, beraberliğini sağlamaya muktedir bu eser, ağzı süt kokan çocuklardan beli bükülmüş ninelere kadar herkesin anlayabildiği bir aşkı anlatır.

Gülzâr-ı Aşk ise klasik bir şerh olmayıp Süleyman Çelebi’yi ve onun Hz. Peygamber’e duyduğu sevgiyi en hakîkî şekliyle anlatır. Süleyman Çelebi’nin, Mevlid’i neredeyse irticâlen kaleme alması gibi Hüseyin Vassâf da şerhini aynı muhabbet ve tesir ile bir çırpıda yazmıştır.

Şerh; açmak, yarmak anlamında bir kelimedir. Vassâf’ın şerhinin klasik şerhlerden farkı kelimeleri salt bu metindeki anlamıyla değil, tarihî serüveni ile birlikte değerlendirmiş olmasındadır. Kelimelerin hayat hikâyelerini asırlık medeniyetin merhaleler halindeki toprağından çıkarıp okuyucusuna sunan müellifin, kelimelerin tarihini ansiklopedik bir tavırla kaleme aldığını, özgün bir disiplin içinde çalıştığını fark edeceksiniz.

Hüseyin Vassâf, Arapça ve Farsça’ya hâkimiyeti neticesinde ana kaynakların tamamını gözden geçirmiş, İslâm kültürünün temel kavramlarını açıklarken -başta Kur’an tefsîrleri olmak üzere, hadîs, kelâm, fıkıh, felsefe, tarih, coğrafya, klâsik İslâmî ve tasavvufî konuları ihtivâ eden pek çok kaynaktan istifade etmiştir. Hüseyin Vassâf, Gülzâr’da ve diğer eserlerinde Osmanlı Türkçesinin bütün birikimini yansıtan süzme bir kültür dili kullanmıştır. ‘Şerhin başarısı, Türk-İslâm kültür ve üslûbunun zenginliği yanında, Hüseyin Vassâf’ın ledünnî tecrübelerinden de kaynaklanmaktadır. Eseri hazırlayanlardan Mustafa Tatcı’ya göre, ‘Vassâf pek çok erkânı görmüş, tanımış bir Uşşâkî şeyhidir. O, bu şerhte Doğu’dan gelen Mevlânâ’nın, Batı’dan gelen İbn Arabî’nin ve Anadolu’nun bağrından çıkan Yûnus’un üslûbuyla oluşan bir büyük terkibin mirâsına konmuştur.’

İKİ KERE DOĞMAK

Yine Mustafa Tatcı’ya göre ‘Eseri okuyup anlayan kişi Hz. Peygamber’in ‘İki kere doğuşu’nu yani maddi ve manevî oluşumunu anladığı gibi, O’nun şahsında Süleyman Çelebi’nin ve kendisinin oluşum çizgisini de anlayacaktır. Tabiidir ki Çelebî›nin esas hedefi, bu metni okuyan ve dinleyenin kendini gerçekleştirmesinde elinden tutmak, insanın kendini tanımasını, bilmesini sağlamaktır. Mevlid, tarihî bir mevzunun anlatıldığı sıradan bir metin değildir. Bu metin, okuyanın, kendi doğumunu seyrettiği bir aynadır.’

Peygamberimiz ‘İki kere doğmayan göklerin ve yerin melekûtuna ulaşamaz.’ buyuruyor, öyleyse kendi hakîkatimize kavuşmak için daha neyi bekliyoruz? ‘Irmaksın sen, denize kavuşmalısın’ diyen gönlü güzel bir şairi niçin üzüyoruz… Gülzâr-ı Aşk ile Hz. Peygamber’in şahsında Süleyman Çelebî›nin; Çelebi’nin şahsında ise bizim manevî doğuşumuzun serencamına merhaba deme vakti gelmiştir, vesselâm.

Kitabı incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Mevlid'i Yaşayanlar Mânen Yeniden Doğacaklardır

8 Kasım 2019

2021 ve Yûnus Emre Ontolojisi

8 Kasım 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir