Mevlid’i Yaşayanlar Mânen Yeniden Doğacaklardır

Mustafa Tatcı’nın son kitabı Aşktan Söyler Bu Dilim’den alıntıladığımız bu bölümde Tatcı, “mevlid”den ne anlaşılması gerektiğine, tasavvuf tarihimizdeki mevlid geleneğine, Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ına ve Hüseyin Vassâf’ın Mevlid Şerhi’ne dair açıklamalarda bulunuyor…

Gülzâr-ı Aşk’ın, Süleyman Çelebî’nin Vesîletü’n-Necat’ıyla ilgili en kapsamlı araştırma olduğunu söylüyorsunuz. Bu eserle ilgili başka kimlerin araştırmaları var? Bu esere yapılan başka şerhler de var mı?

Süleyman Çelebî Hazretlerinin ‘Mevlid-i Şerîf’ adıyla tanınan ‘Vesîletü’n-Necât’ı 1409 senesinde yazılmıştır. Bu eser yaklaşık 600 yıldan beri üç kıtada okunmuş, bestelenmiş, istinsah edilmiş ve yorumlanmıştır. Dinî-tasavvufî eserlerimize yazılan onlarca şerhte, Mevlid’den mutlaka atıflarda bulunulmuş, yorumlar yapılmıştır. Çoğu başka Mevlid metinleriyle karışmış olsa da, Süleyman Çelebî’nin Vesîletü’n-Necât’ı Mevlid adıyla pek çok defa basılmıştır.

Yine bu yayınların girişlerinde veya bu yayınlardan hareketle hem Süleyman Çelebî’nin kimliğiyle ilgili hem de metnin yorumuyla ilgili bir hayli neşriyat yapılmıştır. Bunlar alt alta getirilse, herhâlde bir bibliyografya kitapçığı ortaya çıkar. Bunu da yapmak gerekiyor. Daha ciddi çalışmalar için klâsiklerimizin bibliyografyalarını çıkarmak önemli.

Sadede gelelim; Mevlid’le veya Mevlid tesiriyle ilgili olarak kimler çalışmamış ki. Hatırlayabildiklerimden bazı örnekler verelim: Hayrullah Nedim (Bursa 1323); Haşim Velî (İstanbul 1325); Hikâye-i Mevlid-i Nebî (İstanbul 1323); Şemseddin Sivasî, Şerh-i Mevlid-i Şerîf (İstanbul 1870); Ahmed Ziyâeddin (Süleyman Çelebî’nin Mevlidi Hakkında Tedkikât, (İstanbul 1341).

Diğer taraftan sayısını hatırlayamadığım kadar çok taşbaskı Mevlid metni var. Bildiğim kadarıyla Hüseyin Vassâf’tan başka Mevlid’in tamamını şerh eden müstakil bir eser de, İbrahim Zikrî’ye aittir. Bunun dışındaki çalışmalar, eserin umumi bir değerlendirmesi niteliğinde tahlilî çalışmalardır. Yine Mevlid’in bazı beyitleri, yazıldığı günden beri Osmanlı sahasında kaleme alınan pek çok kaynakta, şerhte, tanık olarak kullanılmıştır. Mesela Bursalı İsmail Hakkı, Mesnevî ve Muhammediyye Şerhleri’nde “Gel Habîbim sana âşık olmuşam” mısraını makam-ı zât ve makam-ı ev ednâ; bir başka ifadeyle fenâdan sonra bekâ makamıyla açıklar.

Metnin en doğru kaynaklardan hareketle yorumlanması

Mevlid, harf inkılâbından sonra da pek çok defa yayınlanmış ve yayınlanmaktadır. Bu metinlerde az çok Vesîletü’n-Necât’ın dinî, tasavvufî ve edebî tahlilleri yapılmıştır. Ancak hiçbiri Hüseyin Vassâf Bey’in yaptığı şerh ile mukayese edilemez. Gerçi bu çalışmaların bazıları metni doğru olarak ortaya koymak açısından fevkalâde önemlidir.

Özellikle Necla Pekolcay (İstanbul 1980); Ahmet Ateş, (İstanbul 1954); Faruk K. Timurtaş (İstanbul 1980); Ahmed Aymutlu (İstanbul 1958); Kâzım Baykal, (Bursa 1999); Murat Uraz (İstanbul 1955) gibi ilim adamlarının ortaya koydukları metinler tabii ki daha önce basılan ve çoğaltılan metinlerin fevkinde, doğru ve güvenilir metinlerdir. Ama demin de belirttiğim gibi Vassâf’ın şerhi hem metni yeniden kurması açısından, hem de her beyitteki kavramları tek tek açıklaması açısından kendinden önceki ve sonraki metinlerin üzerindedir.

Burada sözü uzatmamak için fazla tafsilata girmek istemedim. Gerek Vesîletü’n-Necât ve gerekse diğer Mevlidler hakkında daha pek çok araştırmalar yapılmıştır. Bu sahaya emeği geçenlerden birkaçını anarak gönül borcumuzu ödeyelim derim. Hasibe Mazıoğlu, rahmetli Harun Tolasa, Edip Çağmar, Fuchs, Hasan Kolcu, M. Handaic, J. Knappert, M. Tayyip Okiç, Midhat Sertoğlu, Mustafa Kara, Nihad Sami Banarlı, Selami Bakırcı, Semra Alyılmaz, Veled Çelebi İzbudak gibi ilim adamlarının sahayla ilgili çalışmaları göz ardı edilmeyecek kadar önemlidir.

İmdi, müsâade ederseniz, bu noktada bir şerh olarak Gülzâr’ın mahiyeti hakkında da birkaç söz söylemek gerekiyor. Eserin önsözünde de belirtmiştik. Okunduğunda da anlaşılacağı gibi Gülzâr-ı Aşk, esasen sadece Süleyman Çelebî’nin Mevlid’inin şerhinden ibâret bir eser değildir. Bu eser aynı zamanda İslâm kültürüyle ilgili kavram ve mecâzları ana kaynaklarından iktibâslarla yorumlayan ansiklopedik bir hazinedir.

Vassâf bu eserinde neler yapmıştır? Evvelâ doğru bir metin kurmaya çalışmış, sonra, bu doğru metni en doğru kaynaklardan hareketle yorumlamıştır. Bu eser, Sefîne-i Evliyâ yazarının bütün birikimini aleni olarak ortaya koymaktadır. Vassâf, sadece bir tasavvuf tarihçisi değil, doğrusu geleneğin içinden gelen bir büyük şârih ve ediptir de! Bu şerhin başarısı, Osmanlı mirasının, Osmanlı üslûbunun birikimiyle ilgili olduğu kadar, Hüseyin Vassâf’ın ledünnî tecrübelerinden de kaynaklanmaktadır.

Vassâf pek çok erkânı görmüş, tanımış bir Uşşâkî halîfesidir. O, bu şerhte, Doğu’dan gelen Mevlânâ’nın, Batı’dan gelen İbn Arabî’nin, Anadolu’nun bağrından çıkan Yûnus’un üslûbuyla oluşan bir büyük terkibin mirâsına konmuştur.

Vassâf, Gülzâr’da ne yapmaktadır? Vesîletü’n- Necât’ın her beytini bazı istisnalar dışında tek tek açıklamakta dinî ve tasavvufî terminolojiyi ana kaynaklardan faydalanarak izah etmektedir. Bu özelliğiyle ‘Gülzâr-ı Aşk’, sıradan bir şerh değil, aynı zamanda ansiklopedik bir başucu kitabı niteliği taşımaktadır.

Mevlid’i yaşayanlar mânen yeniden doğacaktır

Vesîletü’n-Necat, edebiyat tarihimiz için önemli kilometre taşlarından biridir. Süleyman Çelebî bu eseriyle, muhkem bir gelenek inşa etmiştir. Vassâf’ın bu çalışması bu geleneği anlamak için nasıl bir katkı sağlıyor?

Süleyman Çelebî’nin eseri, bir geleneğin dönüm noktasıdır. Tabiidir ki, Çelebî Mevlid kavramını veya siyer konusunu ilk işleyen kişi değildir. Fakat siyer veya Mevlid konusunu en iyi işleyen, aşk ile işleyen kişidir. Çelebî bu eserini bir vesileyle 1409 tarihinde tanzim etmiştir. Bu tarihe gelinceye kadar bilhassa Arap edebiyatında, kısmen de Fars edebiyatında siyerler yazılmıştır. Türk müelliflerinin yazdığı Arapça eserler de bulunmaktadır. Bu eserler Necla Pekolcay, Ahmet Ateş ve Nihat Sami gibi araştırmacılar tarafından ortaya konulmuştur.

Efendim şunu demek istiyorum: Bu eserin, üzerinde durulması gereken iki yönü vardır. Birincisi ‘Vesîletü’n-Necât’ın Mevlid geleneği içindeki yeri; ikincisi de Mevlid Şerhi’nin, ‘Şerh Edebiyatı Tarihi’mizdeki yeri.

Bu iki veche, tarih içindeki benzerleriyle mukayese edilerek incelenmeli, eserin değeri doğru bir şekilde tespit edilmelidir. Doğrusu eserin hacmiyle ve okunmasındaki zor noktaları aşmakla uğraşırken, metinle boğuşurken eserin bu iki yönünü derinliğine incelemek için fırsat bulamadık. Kaldı ki, bunların incelenmesi eserin hacmini zorlayacaktır.

Şimdi yapılması gereken çalışmalardan biri Arap, Fars ve Türk edebiyatındaki Mevlid metinlerinin mukayeseli olarak incelenmesidir. Diğeri ise şerh edebiyatı tarihimiz içinde eserin yerinin tespiti. Doğrusu her iki alanda da muhteşem incelemeler çıkacağından eminim!

Vassâf’ın bu eserine gelince. Burada mesaisinin hemen tamamını, metni anlamak ve en doğru bir şekilde anlatmaya hasretmektedir. Zaman zaman mukayeselere girdiyse bile bu mukayeseler de metni anlamaya yöneliktir. Kısacası Gülzâr-ı Aşk, Mevlid geleneğini şerh eden bir eser değil, Vesîletü’n-Necât’ı şerh eden, anlatan ve anlamamızı sağlayan bir eserdir. Bu eseri okuyup anlayan kişi, Hz. Peygamber’in ‘iki kere doğuşu’nu yani maddi ve manevî oluşumunu anladığı gibi, onun şahsında Süleyman Çelebî’nin ve kendisinin oluşum çizgisini de anlayacaktır.

Tabiidir ki Çelebî’nin esas hedefi, bu metni okuyan ve dinleyenin kendini gerçekleştirmesinde elinden tutmak, insanın kendini tanımasını, bilmesini sağlamaktır. Mevlid, tarihî bir mevzunun anlatıldığı sıradan bir metin değildir. Bu metin, okuyanın, kendi doğumunu seyrettiği bir aynadır. Yahut Musa’ya Hızır gibi bir kılavuz. İlm-i ledün sultanıyla ilm-i ledün tâliplerinin serencâmı. Nihayet diyebilirim ki, Mevlid’i anlayanlar mânen yeniden doğacaktır!

Hüseyin Vassâf’ın bu şerhten başka yine Vesîletü’n-Necat’la ilgili yayınlanmış makâleleri bir kitap haline getirilmişti. Merhum Bursalı Mehmed Tahir ve İbnü’l-Emin Bey’in himmetleriyle yayınlanan bu kitabı da siz günümüz okuyucusu için yeniden yayınlamıştınız.

Evet, bu küçük eseri Cemâl Kurnaz Bey ile birlikte sadeleştirerek 1999 senesinde neşretmiştik. Vassâf, Mevlid-i Şerîf şerhini yazdıktan sonra, bu eseri her ne kadar yayımlamak istediyse de yayımlayamamıştır. Ancak daha sonraları yazdığı bazı makâleleri Bursalı Mehmed Tahir Beyin isteği üzerine evvelâ ‘Sırât-ı Müstakîm’in 79 ve 81’inci sayılarında (Şubat-Nisan 1325/1907) tefrika etmiştir. Şerhin bir mukaddemesi kabul edilebilecek bu yazılarda ‘Mevlid-i Süleyman Çelebî Hazretleri’, ‘İlk Mevlid-i Şerîf Cemiyeti Ne Zaman Teşekkül Etti’, ‘Tulû’-ı Nûr-ı Hudâ’ gibi konular işlenmiştir.

Daha sonra, yine Bursalı Mehmed Tahir ve İbnü’l- Emin Beylerin arzularıyla bir araya getirilen bu yazılar, ‘Vesîletü’n-Necât’ adıyla 1911 senesinde kitaplaştırılmıştır. Bizim bu ilk yayınımız, söz konusu eserin sadeleştirilmesinden ibârettir (Mevlid, Ankara 1999). Eserin girişinde, İbnü’l-Emin Mahmut Kemâl Bey’in münşiyâne bir takrizi vardır. Yine eserin ilk sayfasında Vesîletü’n-Necât başlığının hemen altında, “Süleyman Çelebî Hazretlerinin meşhûr-ı âfâk olan Mevlid-i Nebî manzûmeleri hakkında tetkîkât-ı târihiyye ve mütâlaât-ı zevkıyyeyi hâvî bir risâledir.” şeklinde eserin muhtevâsını belirten bir cümle bulunmaktadır. Bu makâleler daha sonra şerhin başına konulmuştur. Yani, yayınladığımız bu metinde daha önce bastırılan Vesîletü’n-Necât da bulunmaktadır.

Bu eserin hedefi ilm-i ledüne ârif insan tipi

Gördüğümüz kadarıyla Gülzâr-ı Aşk, şerh literatürümüz içerisinde önemli bir yere sahip. Her şeyden önce kitabın başlangıcında şârih, makâlelerden oluşan bir inceleme de koymuş. Yukarıda bahsi geçen ilk yayın da buradan neşet ediyor. Vassâf, hem şârih hem de bir müdekkik bu eserde. Ne dersiniz?

Evet Vassâf, daha önce de söylediğim gibi bir büyük şârih ve araştırmacı, tarihçi, mutasavvıf. Bu zât, neyle tavsif edersek edelim, içini dolduruyor. Kitabın girişindeki incelemelerden yukarıda da bahsetmiştim. Vassâf eserinin girişindeki incelemeleri şerhi tamamladıktan sonra yazmış, eserin üzerine sonradan ilave etmiştir.

1911 senesinde yayınladığı Vesîletü’n-Necât adlı üç makâleden oluşan eser, bu eserin girişindeki makâlelerdir. Kısmî farklılıklar olsa da temelde aynıdır. Bu vesileyle bir gönül borcumuzu daha ödeyelim. 1999 senesinde yayınladığımız bu eseri bize tavsiye eden, sadeleştirerek yayınlamamızı isteyen ve metnini tarafımıza gönderen kişi Mevlid araştırmalarına önemli katkılarda bulunan kıymetli hocam Necla Pekolcay Hanımefendi’dir. Kendisine Allah’tan uzun ömürler diliyorum (Not: Hoca bilahire 2008 Temmuz’unda rahmetli oldu.) Pekolcay Hoca, bendeniz Yûnus çalışmalarıma başladığımda da sorduğum sorulara bıkmadan usanmadan cevaplar vermiş, yol göstermiştir.

Yine konumuza dönelim; Vassâf’ın şârihliğinden, müdekkik şahsiyetinden bahsediyorduk. Hakikaten Vassâf ve yakın çevresinde bulunan İbnü’l-Emin gibi, Bursalı Mehmed Şemseddin, Bursalı Tahir, Tahirü’l Mevlevi, Ahmed Avni Konuk, Ahmed Remzi Dede gibi pek çok zevât incelendiğinde görüleceği üzere, dört dörtlük yetişmiş insanlar. Hayatlarına o kadar çok şey sığdırmışlar ki, burada her şeyi anlatmanın imkânı yok.

Vassâf Bey bir gümrükçü, yani memur. Herkes gibi onun da pek çok işi kaydı var. Fakat hayatının her saniyesini dolu dolu yaşıyor. İşinde mükemmel, sosyal hayatında mükemmel. Her gittiği yerde elinde not defteri, sürekli yazıyor, okuyor. Bildiğimiz kadarıyla irili ufaklı otuz iki esere ve onlarca makâle ve şiire imza atmış bir zât. Bu eserlerin içinde beş ciltlik Sefîne-i Evliyâ, bu konuşmaya vesile olan Gülzâr-ı Aşk, İbnü’l-Emin hakkındaki Kemâlü’l-Kemâl, Mehmet Ali Aynî hakkında yazdığı Aynü’l-Hayât, yine dönemin pek çok şahsiyetine ve olayına ışık tutacak şiirlerini topladığı Dîvân-ı Vassâf gibi eserleri var. Sefîne’yi nasıl yazdığı sahanın erbâbınca mâlumdur.

Onun şârihliğini anlatmanın imkânı yoktur. Gülzâr’a göz atmak kifayet eder. Yine onun araştırmacı şahsiyetini tanımlamanın da imkânı yoktur. Bu konuda da Gülzâr’daki kaynak olarak zikrettiği, alıntı yaptığı eserler listesine bakmak yeter sanırım. Yalnız bu noktada bir şey söylememize müsaade edin.

Şimdi bendeniz bakıyorum, mesela İslâm Ansiklopedisi’ne İslâmî / tasavvufî kavramlarla ilgili bir madde yazılmış. Kullanılan kaynaklara göz atıyorsunuz; ilk elden klâsik kaynaklar. Bu çok normal. Ne var ki, Türk müellifler o kavram hakkında orijinal bilgiler üretmiş; fakat madde yazarı bu orijinal bilgileri görmezden geliyor. Bu davranış hatalıdır. Zira hiçbir şey durağan değildir. O kavramlar da öyle! Kuşeyrî’nin yanında İsmail Hakkı’nın görüşlerine de yer verilmelidir kanâatindeyim.

Kitabı incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Her Sonun Başı, Her Başın Sonu

8 Kasım 2019

Medeniyetin Ak Yuvası: Gülzâr-ı Aşk (Mevlid Şerhi)

8 Kasım 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir