Mustafa Tatcı: Türk-İslâm kültürü meşk kültürüdür

Yazarımız Mustafa Tatcı’nın TÜRKKAD’daki konuşması üzerine Elçin Ödemiş’in kaleme aldığı yazıyı Dünyabizim’den alıntılıyoruz:

Aslında Yunus Emre kadar Niyazî Mısrî için yaptığı çalışmalar da önemlidir. Elbette bu iki isim değildir çalışma onun alanı. Yunus Emre’nin izinden giden zatlara ait çalışmaları da mevcuttur. 150 yakın eseri yazın hayatımıza kazandıran, tasavvuf edebiyatındaki çalışmaları yanı sıra öğretim görevliliği mesleğine de devam etmektedir. Unutulmaz diziler arasına girmeyi başaran Yunus Emre dizisinin de danışmanlığını yapmıştır. Halk tarafından çok sevilen hâlâ izlenmeye devam eden dizinin bu kadar etki bırakmasının ana aktörlerinden birisidir diyebiliriz.

Mustafa Tatcı Yunus Emre’yi anlatmak için ülke içi ve dışında konferanslar vermekte, çeşitli kültür merkezlerinde “Yunus Emre”  “Osman Kemali” “Niyazî Mısrî” okumaları yapmaktadır. Yunus Emre’yi bir kişiden çok bir okul olduğuna inanan, buradan mezun olanların birer Yunus olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemek haddimiz olmadan yanlış değildir diyebiliriz. Yakın zamanda H Yayınları’ndan çıkan “Aşktan Söyler Bu Dilim”de bu yolculuğun ve bu okulun hikmetlerini, değerini, ne olduğunu neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışmış.

TÜRKKAD Genel Merkezinde yapılan sohbetin konusu da elbette Yunus Emre idi.  Mustafa Tatcı Hoca sohbetinde, Yunus Emre’nin aşktan nasıl söylediğini, dilin aşka nasıl dönüştüğünü konuklara ince ince aktardı. Tevekküle teşvik mahiyetinde olan konuşma neticesinde insanlar kimsin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, nasıl geldin suallerine cevaplar bulma teşviki ile ayrıldılar. Bu tevekkül Yunusça olan, yani bizim olan Türk usulü bakıştı. Kültürümüzü oluşturan besin kaynağının Yunuslar ve onların nazarı olduğunu söylerken, tasavvufun hayatımıza nasıl girdiğini ve genlerimize işlediğini küçük hikâyeler, kendi yakın çevresinden örneklerle aktardı. Annesi Fatma Hanımın yemek yaparken söylediği “Fatıma anamızın eli” ile bizim mayamızın ne olduğunu hücrelerimizin nasıl işlediğini gösterdi. Mayalanmanın sınırları belli olan toprak parçalarında değil asıl insanda olduğunu söylerken, mayalanan insanın önemini üstüne basa basa söyledi. Yunusça düşünmek konuşmak için teşviki mesai nasıl yapılır sohbetin ince detaylarındaydı. Yunus Emre’nin yozlaşmaya, liyakatsizliğe, kuru eğitime karşı olduğunu cemal kadar celali kısmının bunlarla nasıl mücadele ettiğini anlatırken bizim günümüze de ışık tutmuş, sorunlarımıza parmak basmış oldu. Konuşmanın ana ekseni Yunus Emre, Yunusça yaşayıştı. Yunus şiirlerinin bizim hâk dilimiz olduğunu vurguladı.

Konuşmanın bazı bölümlerine değinmek daha faydalı olacak: “Hz. Yunus ve benzeri, onun öncüleri, onun izinden giden, sonrasından gelen hak erenleri anlatmak, onları anlatmak değil, onları vesile kılarak kendimizi onların aynasında ne, nasıl görünüyoruz bu dünya denilen mekândan aslımıza nasıl yol bulabilirize aslında bir vesiledir. Biz bir ayna tutuyoruz kendimize acaba neredeyiz diye.”

Konuşmasına bu sözlerle başlayan Mustafa Tatcı, şöyle devam etti: “Bazen çoluk çocuğa doğum günü filan yapıyoruz doğmamış insanın doğum günü kutlanmaz. Doğum günü mevlit kandillerinde kutladığımız kurtuluş günümüzdür. Her şeyden bir mânâ çıkarabiliriz. Bu vesile ile söylemiş olayım insan üç kere doğar.”

Peki bu üçüncü kere doğmak nedir?

“Üçüncü kere doğmak ne ola? İşte bu üçüncü kere doğmayı gerçekleştiremezsek imamın kayığına bineriz. Bu çok sakat bir şey yani mahşere sürülürsün. Halbuki Hz. İnsan mahşere sürülecek bir mahlukat değil. Kendini gerçekleştirip Hakta varolacak biri.”

Üçüncü kere doğmak İnsân-ı kâmilden doğmaktır

“Neden Yunus diyorum ısrarla, insân-ı kâmil olmak için aynaya ihtiyacın var. Olmak için oraya sevk ediyor, bir Taptuk bul diye. Olay bu. Hepsi bunların bir aynadır, bize bu aynayı tutup insanı kâmil olma yolunu göstermiştir. Dünyanın dedikodusu bitmez.”

 “Yani hakta varolmak hakta olmak. Bütün mesele bu. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz?

Hz. Peygamberin Hz. İsa’dna naklettiğine göre, göklerin ve yerin melekûtuna vâkıf olarak yani içimizdeki gizli kuvveleri açarak uyandırarak doğmak ve aslımıza intikal etmek. Burada olacak bir şey bu!”

Bunda iken öldür beni varıp anda ölmeyeyim.

Azrail kim olaki kast etsin canıma  (Hazreti Yunus)

Ölümden korkan Yunus ölümsüzlük makamına geldiği zaman artık olay bitiyor.

Aşk okyanusta yüzücü olmayı gerektirir.

Dünyalık olmayacak kafada gönülde şurada burada olmayacak. Olmuyorum diyorsanız ya, herkes kendine baksın. Donsuz gömleksiz varlıksız gireceksin oraya.”

Mürşid kimdir?

“Meşhur Yunus’un seyahati var ya biliyorsunuz. Bir azar, kaçıncı senesindeyse 37-38 olmalı, bir azar neden geç kaldın diye. Odunu yüklemiş neden geciktiyse hazret geliyor, birazda şalteri atık hâlâ dünya kokuyor. Efendim’ diyor. Taptuk hazretlerini kastederek ‘efendim benim kıymetimi bilmiyor’ deyip çekmiş gitmiş. Alınıyor yani, mesele ’kin tutanın yoktur dini’ alınmaması lâzım her türlü burnunun sürtülecek. Kin, kibir yalan dolan vesaire her türlü burnunuz sürtülecek. Mürşid kimdir? Burnunu sürten adam! Kinin var çıkarıp söküp atacak vs.. veya saymayın atın! Kendi başına yapamazsın, çünkü ince ayrıntıları vardır, gizlenir gizlenir içinde bir türlü söküp çıkaramazsın. O işte, onu bulup tevhid ile buldurur. Onları surete bürünür tevhidle buldurur, o damarına damarına basar. Ondan sonra sülûk çıkarırsın”.

Açıverecek perde derman yetişir derde

“Bunlar Yunustan alıntılar. Hep söyleyip durmayayım. İşte kuyruğuna basmış hazretin çekmiş gitmiş yolda da türlü haller geliyor başına. İşte en nihâyetinde iki tane yoldaş edinmiş sonra yağmurda yaşta bir mağaraya sığınmışlar. Karnımız acıktı diyor bir tanesi, dua edelim Cenâb-ı Hak bir sofra göndersin. Bir sofra geliyor. Sıra ona geliyor “yarabbim beni mahcup etme bunlar kim adına dua ettiyse kimin hürmetine bu sofralar geldiyse fakire de gelsin diye dua ediyor, iki sofra geliyor. Dört sofra , üç kişiler neden dört sofra?”

Bunların hep mânâsı var. Derdim bunları anlatmak değil. Buradan bir yere sürükleyecek konu. İnsan yolda açılır. Eskiden mürşidlerin dervişlerini açma şekilleri var. Yani manevî olarak açma şekilleri var.”

“Resulü Ekrem döneminde erkeklerin açılması yâni sahâbenin,  tarîkat sahâbesinin açılma şeklinden bahsedelim. Gazâda şehâdet yoludur. Onun için Mehmetçik. Askerimizin adı oradan geliyor. Yakın döneme kadar seyrü sülûkun kabadayısı askerde çıkarılıyordu.

Bir de ordu şeyi var, onların izni var ortak şeyhlerden ,hangi esma uygulattıracaksa asker o esma ile orduları sevk ediyorlar ve başarı, Cenâb-ı Hak başarıyı sağlıyor.

Ordumuzu esma ile takviye etmek lazım.”

Onun için 27 tane savaşı var peygamberimizin. Metot bu: neden böyle uygulanmış diye sorgulayamazsın dönem onu gerektiriyor.”

Hizmet nedir?

“Kendimizi gerçekleştirmek için bir yola mensup olmak şart mıdır? Soru. Ben kendimi gerçekleştirmek istiyorsam şarttır. Şartı nedir tevhid ve hizmet. Hizmet ne: Eczacısın kabadayı eczacı olacaksın. Eczacılığın en güzelini yapacak. Halka hizmet hakka hizmet. Kime hizmet ediyorsun? Gelen haktır giden haktır. Bu bilinçle işini yapacaksın. Sen kulsun sen kendin gerçekleştireceksin

İlâhlaştırdığın hiçbir şey yok, Allah var. O zaman madde âleminde de mânâ âleminde de tevhidden başka bir şey yok.”

Yönetici ve idârecilerin sülûku adâlet ile. Örnek Akşemsettin ile Fatih Mehmet.

Akşemsettin’e “Sultanım ne olur turkaliden nasipleneyim”. Akşemsettin; senin malik olman mülkün başında olman salik olmandan iyidir.” Muhteşem. Şimdi liyakati kaybettik iflah olmamızın nedenlerinden bir tanesi. Bakın İslam tasavvufu nerelerde işimize yarıyor. Liyâkat adalettir. Liyâkat sâhiplerini alıp koyacaksın ki adâletle yönetilecek ki hedefe ulaşalım.”

Tasavvufta seyahat sembolü nedir?

“Yolda uzun süre çalışır kişi mesela kırk sene odun taşır, odun taşımaktan maksat sembolü, o kavramın sembolü hizmet. Neden odun sembol Menâkıpta? Çünkü taşıdığın odunlarla seni yakacaklar.

Getirdiğin odun ota dönüşecek seni un haline gelmeni sağlayacak yani pişmeni sağlayacak. Herkes cehenneme odunu kendi götürür denilir ya cennet denen de havada da odunu kendi götürür ki onunla pişsin. Hâsılı kelam Yunus götürdüğü odunlarla pişirilmiştir. Yoksa o  kapıdan odunlar giremez.

Oku oku kilim doku. Neye yarayacak. Hiç bir şeye yaramaz hâl olacak. Yoksa o bilgilerde kibir olur karşına çıkar. Ne diyor Yunus,

Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttum.

Mülkün dostla kaplanacak.

İşte 30 kırk sene çalışırsın ondan sonra bir şey elde edemezsin.

Yani ya seyahat. Yunusun seyahati azar ile olmuştur çünkü burnu sürtünecek.

Hâl edinmek istiyor o zaman seyahat ya Resulallah. Hadi bakalım şuradan. Bunu, bilinçli olarak istikamet gösterir. Mürşitler açılamayanlara hadi şuradan git derler. Yunusun ki azarla olmuştur.

Taptuk onu bir taşla iki kuş vuruyor pozisyonu hazırlıyor vuruyor. Hem kalan kibrini halledecek hem de maksat hasıl olacak.”

Aşk navigasyonları

“Hak dosta bak onlar aşk navigasyonlarıdır. Piyasaya salınan Taptuk’un Yunusları halkada rahmettir. Hızır gibi gezdiği yerde ot bitirerek gezerler.

Her Yunus peşine takıldığımız zaman, şimdi dîvanının peşine takılırsak da adres gösterecek. Adres gösteren bir aşk navigasyonudur. Onun için seyahate gönderiyorlar. Bir taşla iki kuş. Açılmayan dervişi gönderiyorlar, aslında açılmışta, açılmadığını zannediyor.”

Tevhid

“Topraktan boğazımızdan gelen gıdalar nefsimizi besler. Havadan gelen gıdalar ruhumuzu besler. Kelimeyi tevhid zikrullah havayla alınıp hava ile verilir. Laillahe illallah denildikçe, gıdayla beslediğimiz kana dönüştürdüğümüz, mekanizmaya senin aslın can senin aslın ruh demek, kendinden kendine uyarıcı demek. Tevhid öyle bir şey.

Kadın rahimiyet sıfatının mazharıdır. Erkek Rahmaniyet, kadın rahimiyet. Merhamet galiptir kadında.

Sabretmede Eyüp ol, dert çekmede Yakup, ol Yusuf gibi mahbub ol Kenana erersen..

Kenandan maksat şuradaki Kenan değil, Filistin Kenan değil. Nedir Kenan? Kesrette ve çokluk âleminde hakla olmak.

Varlığı bire düşürmek. Sen varsın, seninle beraber bir şey yok. İşte bu içimizdeki öz. Hepimizin Sermayesi olan öz.”

Yunusun eğitimi

“Yunus’un okumuştur okumamıştır davası çıktı bir. Medreseye gitmese bunları yazamaz diyorlar. Hocam senin dediğin gibi değil bu mektepten geldik bir türlü anlatamıyorum,

Kitapla olmaz. Anlayamaz. İllâ mektebe gönderecek medreseler müderrisinin okumadığı bu dersi –Yunus’un sözü “aşk” sözünü illâ okutturacak. Yoksa Aruz nereden bilecek. Ben üniversiteden mezun ediyorum, öğrencilerim var aruz mu öğretebiliyorum. Kendim öğrendim mi ki mefalün mefalünle şiir yazıyorsun az çok şairliğim de var. Kolay mı o meşk ile öğrenilir.

Türk-İslam kültürü meşk kültürüdür. Bir kere bunu kafamıza yazacağız. Aşk olmadan meşk olmaz ustasız da meşk olmaz. Hz. Fuzuli, Hz. Yunus, Hz. Mevlana’da da tulûat geldi mi çıplak gelir. Tulûat çıplaktır.

Hakîkat çıplaktır. Kelimelerle elbise giydiren biz oluruz sonra ona.”

Hakîkati kim bilir?

“Kim bilir? Bunları içindeki taşkınlık yapan, en sonunda def ettikleri hayvan var ya onların markasından anlayanlar bilir. Yoksa;

Tosbağaya sataştım gözsüz sepek yoldaşı.

“Kim nereden bilecek? İstediğin kadar Oxford’da doktora yap hakîkat doktoran olmadıktan sonra tosbağaya kaplumbağaya rastgelmiş gözsüz sepek yoldaşı olmuş nereden bileceksin.

Nefsî emâre sıfatlarından bahsediyor. Onu bileceksin onu bileceksin, onunla arkadaş olmaman gerektiğini bileceksin, vesaire vesaire.”

Yunus kültürü sızma bir kültürdür. Gönlüne işlediği zaman davranış haline gelir. Bizim büyüklerimiz analarımız, anam “el benim değil Fadime anamızın eli” un sepelerdi. Böyle birike birike davranış haline gelmiş. İncitme, gönül yıkma, davranış haline gelmiş.

Bu aâlem Esma-ı Hüsna’nın vitrinidir.

Kuran’daki peygamberler dönüşüm değişim modelleri. Sen de bunlar gibi dönüş diyor tarihte kalmış birileri değil onlar en son Muhammed’e gel diyor. Sünnet Muhammedî olmaktır

Aşk kuşağını kuşan bismillah demektir. Aşk yoluna besmele çek.

Dostun yolunu var yol. Dost yolu için niyet et. Nasıl niyet edeceğiz? Her şeyi terk et falan yere git. Hint fakiri miyiz biz? Her yaptığın iş Allah’ın işidir. Mesele onun içini doldurmak hak için olduğunu bilmek. Mücahade edersen müşade edersin. Hakîkat yolunda içeri gizlenen malzemeyi çıkarmaktır. Kin tutanın yoktur dini. İstediğin kadar uğraş en küçük öfke en küçük kibir tevhid yolunu tıkar.

Yunus bunu öğretir. Erenler gönül gezmeye çıkarlar. Tak kaynanada takıldın, koydun tespihi.

Tevhid yolu çokluktan birliğe gelmektir. Biz çoğuluz bunu bir düşürmemiz lazım, zihnimiz gönlümüzü bir yere odaklamamız lazım

Murad yok olmak. Herkes var olmaya gider sen yok olmaya gideceksin. Sen yoksun.”

Mustafa Tatcı Hoca kendimizi bulma yolunda Yunus’un izinde bir ayna tuttuğu konuşmasını bu sözlerle bitirmiş oldu. TÜRKKAD Genel Merkezine gelen konuklar kapıdan çıkarken tevekkül  eder halindeydi.

Elçin Ödemiş

Yazının Dünyabizim’de yayımlanmıştır.

Yûnus Emre'ye ve Millî Kültür Politikalarımıza Dair

25 Ekim 2019

Her Sonun Başı, Her Başın Sonu

25 Ekim 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir