Türkiye’nin En Önemli İsmi: Yûnus Emre

Bu vatanın ve milletimizin, kurucu unsurları vardır. Şairler, bunların, önde gelenleridir. Bu sebeple, şiirin, bizde özel ve ayrıcalıklı bir yeri vardır. Şiirin, millet hayatımızdaki yerini anlamak adına en iyi örnek Yunus Emre’dir. Sadece Yunus Emre’ye bakmak bile bize çok şey söyleyecektir. 

Her şeyden önce: Yunus Emre, bizi biz yapan isimlerdendir. Prof. Dr. İsmail Kara, bir konuşmasında, sanırım tam da bu sebepten “Yunus olmasaydı, işimiz kötüydü” demiştir. Bu sözün ne anlama geldiğini kavramak için; Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Hüsrev Hatemi, İsmet Özel, İsmail Kara, Süleyman Çobanoğlu ve İbrahim Tenekeci gibi büyüklerimize kulak vermek lazım.

Sözgelimi Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası isimli eserinde, “Yunus, din ile sanatı birleştirmiştir” der.

İsmet Özel, 25 Mayıs 2009 tarihli dersinde, şunu söylemişti: “Türk şiiri Yunus Emre’yle başladı ve Türkiye’de din, ilk hızını şiirle aldı.”

Süleyman Çobanoğlu da Yunus Emre ile ilgili şunları söylemiştir: “Türkçe, Yunus Emre’nin huzurunda diz çökerek Müslüman olmuş bir dildir. Hem dinimizi, hem vatanımızı kuran Yunus Emre’dir.” (İtibar, Sayı 6, Mart 2012)

Bu alıntılardan anladığım: Türkçenin, Türk milletinin ve hatta Türkiye’nin başlangıcı Yunus Emre’dir.

Dilimizin hayatı, milletimizin hayatıdır. Sözümüz, kültürümüz ve medeniyetimizdir. Yunus Emre, bu konudaki, açığımızı kapatmıştır. O olmasaydı, çok eksik kalırdık. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yunus Emre’nin bu özelliğini şöyle anlatıyor: “Oğuz Türkçesi’nin tecrübesizliğine rağmen o ne sağlam yürüyüştür ve ne keskin hayallerle konuşur.” (Beş Şehir, Dergâh Yayınları, Sayfa 149)

İnsanın ömrü, yaşadığı günle değil, eserleri ve hizmetleri ile ölçülür. Yunus Emre’nin hizmetlerini kim unutur, inkâr eder? İnsanlar unutsa, millî hafıza unutmaz. Şiirimizin kıymetli isimlerinden Cemal Süreya da, “Yunus ki sütdişleri Türkçenin” diyerek, önemli bir tespitte bulunmuş, bir hakkı teslim etmiştir.

Yunus Emre, berrak ve sade olanın peşinden gitmiştir. Bu sayede, derinden daha derine ulaşabilmiştir. Yunus Emre, o eşsiz şiirlerinden birinde, “Derya benim katremdir / Zerreler umman bana” diyor. İnsanın derinliği veya karmaşası, daha iyi anlatılamaz.

Yunus Emre, Anadolu’da Moğol istilasının ve büyük kıtlığın olduğu, zorluk ve yokluk zamanında yaşamış ve söylemiştir. Onun her sözü, her kelimesi, tarihtir, tarihimizdir.  Bizim Yunus, “İkilikten usandım, birlik hanına kandım / Derd-i şarabın içtim, dermanım yağma olsun” der. Bu iki mısra, milletimizin tarihi yürüyüşünü, nasıl bir halden geldiğimizi çok güzel özetler.

Yunus Emre’nin çok sayıda türbesi vardır. Hiç düşündünüz mü: Neden? Ben de düşüneyim: Bu, Yunus Emre’ye sahip olmakla ilgili bir şey değildir. Bu, vatanla, üzerinde yaşadığımız topraklara sahip çıkmakla ilgili özel bir durumdur. O türbelerin her biri, aslında birer tapu senedidir.

Yunus Emre, başarma kastı olmaksızın başaranlardandır. “Yunus der ki gör takdirin işleri” diyerek, nasip, kısmet, imtihan, kader gibi manevi güzellikleri her daim devrede tutmuştur. Bu yüzden, bizim için, çok kıymetlidir; en iyi ve güzel örneklerdendir. 

Yunus Emre, bize, güzel ahlakı, kardeşliği ve kalbî olanı önerir. “Diken olma, gül ol” diye nasihat eder. Muazzam bir incelik ve güzellik. İnsan, ister istemez, sorma ihtiyacı hissediyor: Oradan buraya nasıl gelindi? Özellikle, gönül ehli olmak iddiasıyla yola çıkanlar.

Etkisi her geçen gün artan Yunus Emre, uzlaştırma ve birleştirme bahsinde de en öndedir. Her fırsatta dile getirilen, o çok arzu ettiğimiz ‘milli mutabakat’ onun şahsında gerçekleşmiştir.

Yunus Emre, edebiyat ve fikir dünyamızın her kesimini eşit bir şekilde etkilemiştir. Bunu anlamak için, onunla ilgili kimlerin kitap çıkardığını bilmemiz yeterlidir. 

İşte onlardan bazıları: Sezai Karakoç, Sabahattin Eyüboğlu, Nezihe Araz, Muzaffer Uyguner, Muzaffer Civelek, Mustafa Necati Bursalı, Memet Fuat, Konur Ertop, İskender Pala, Erdoğan Alkan, Cevdet Kudret, Cahit Öztelli, Ahmet Kabaklı, Abdülbaki Gölpınarlı, Abdullah Rıza Ergüven. 

Kuşkusuz, bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. 

Hasan Aycın’ın Sahipkıran isimli eseri Yunus’un bu dizesindendir: “Benem sahib-kıran, devran benimdir.”

Ece Ayhan’ın, şiirlerinden birinin ve toplu şiirlerinin ismi olan Yort Savul, Yunus Emre’nin “Padişahı kim bileydi kul etmese yort savul” dizesindendir.

Yunus Emre’yle ilgili müstakil bir kitap da yazan Hüsrev Hatemi’nin, müzik yazılarının yer aldığı, Kopuz ile Çeşte kitabının isim babası yine odur: “Ey kopuz ile çeşte, aslın nedir ne işte.”

Elif Şafak’ın Pinhan romanının ismi de Yunus’tandır: “Aşk ile can sırrına pinhan varasım gelir.”

Yeri gelmişken, bir hakkı teslim edelim: Yunus Emre üzerine, en esaslı çalışmaları Sayın Mustafa Tatçı yapmıştır.

Özetle: Türkler ve Kürtler, sağcılar ve solcular, Yunus Emre’nin önemi ve kıymeti konusunda hemfikirdir.

Daha fazla uzatmayalım ama bir hususu daha dile getirelim.

Bana kalırsa, yaşadığımız zorlu günlerin özeti Yunus Emre’nin bu dizeleridir: Hiç bilmezem keşik kimin, aramızda gezer ölüm / Halkı bostan edinmiştir, dilediğin üzer ölüm.”

Bütün bu sözleri ve örnekleri peş peşe sıralamamızın bir sebebi var: Bazılarının, Yunus Emre’nin bu topraklardaki karşılığı hakkında, en ufak bir fikirleri yok. Belki de, bu karşılığı kundaklamak istiyorlar.

En iyisi, onlara, yine Yunus Emre’nin dizeleriyle karşılık verip, yazımızı bitirelim: “Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun.”

Yazının kaynağı için tıklayınız.

A powerful tutor produces an optimistic learning setting.

25 Mart 2020

Mustafa Tatcı Yahut Yûnus'a Adanan Bir Ömür

25 Mart 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir