Yazar Mustafa Tatcı ‘Konuşmalar’ programında Yunus Emre’yi anlattı

Yunus Emre üzerine 36 yıldır araştırmalarını sürdüren, “Yunus Emre Divanı”, “Yunus Emre’den Yolcuya Öğütler“, “Yunus Emre Yorumları” ve “Her Genç Bir Yunus” adlı eserlerin de aralarında olduğu çok sayıda çalışmayı okurla buluşturan araştırmacı ve yazar Mustafa Tatcı, Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen “Konuşmalar” programının konuğu oldu.

Zeytinburnu Belediyesinin YouTube kanalı üzerinde çevrim içi yayınlanan etkinliğin moderatörlüğünü Bünyamin Yılmaz üstlendi.

Vefatının 700. yılı nedeniyle UNESCO’nun Yunus Emre’yi anma ve kutlama yıl dönümleri kapsamına alması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2021’i “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” ilan etmesinin önemine işaret eden Tatcı, “Çevremdekiler biliyor, gece gündüz Yunus’la uğraşıyorum. Varlığımızı Yunus’a feda ettik diyelim. Helali hoş olsun. Bir ömür daha verse Cenab-ı Hak, yine aynı şeyi yaparım. Çok zevkli bir şey. Yunus olmak, Yunus gibi olmak çok zevkli bir şey.” dedi.

Mustafa Tatcı, 1940’lardan sonra Karaman ile Eskişehir arasında Yunus Emre nerelidir tartışmalarının olduğunu belirterek, “Ben bir bibliyografya çalışması yaptım. Milli Kütüphane Başkanlığı bana böyle bir siparişte bulunmuştu. 1987’ydi sanırım. Yunus Emre bibliyografyası… Orada ortalama bin tane künye tespit ettiysem 900 tanesi bu kavgayla alakalı. Bu çok acı bir durum. Şu anda bile bu davayı devam ettiren kişiler var.” diye konuştu.

Bu tür kavgalara harcanan enerjinin Yunus Emre’yi dünyaya tanıtmak için harcanması gerektiğini vurgulayan Tatcı, şunları kaydetti:

“Artık bu dava kaldırılmalı. Biz dünyada kültürümüzle yokuz, klasik eserlerimizle dünyada yokuz. İngilizcemiz yok. İngilizce, Almanca, Fransızca bir eserimiz yok. Yani dünya kültüründe Türkçe klasik eserlerin bir yeri yok. Seçmelerle falan olmaz bu iş. Sadece Orhan Pamuk tanınıyor. Pandemiden önce birkaç defa Moskova, Avusturya, Viyana, Tunus gibi yerlere seyahatlerimiz oldu. Oralarda Yunus Emre’yi anlatmaya çalıştık dilimizin döndüğü kadarıyla. Bize sordukları şey, onlara verebileceğimiz eserler oldu. Mesela Viyana’da Avusturya Kültür Bakanı’yla muhatap olduk bir toplantıda. Bize verebileceğiniz bir Almanca kitabınız vardır herhalde, dediler. Maalesef yok.”

“Kültür tercüme eserlerle taşınır”

Yazar Tatcı, Türkiye’nin dünyada ne Yunus Emre ne de diğer klasik eserleriyle yer almamasının üzücü olduğunun altını çizerek,”O zaman ne yapmamız lazım? Başta belirttiğim kavgalara dur dememiz ve bu enerjiyi tercüme bürosunda, klasik eserlerimizin dünyaya anlatılmasında kullanmamız lazımdı. Kültür, tercüme eserlerle, klasikleşmiş bestelerle taşınır. Yani Yunus Emre’nin İngilizce, Fransızca besteleri olmalıydı. Diğer dillerde besteleri olmalıydı. Bu döneme göre konuşursak, animasyonları olmalıydı çocuklarımıza yönelik. Yunus’un hayatı da animasyona çok uygun, mesaj vermeye çok uygun. Çizgi filmlerle vesaire anlatılmalıydı Yunus Emre.” ifadelerini kullandı.

Yunus’un izinden gidenlerle ilgili de çalışma yaptığını aktaran Tatcı “Yedi yüz senelik dönemde, iki binden fazla Yunus izine basarak Yunus’laşan şairimiz var. Sadece Yunus’la kalmamalıyız. Yunus’tan alınan o dil, gönüllere inmiş, sinmiş ve içinden Yunus’un gönül çocukları çıkmış. Biz bunun peşine düşmeliyiz. Yedi yaşından yetmiş yaşa kadar nasıl hitap edilecekse onun hitabını bulmalıyız. Kitapla mı olacak bu, filmle mi, senaryoyla mı, animasyonla mı, besteyle mi? Yani kültürü ne ile taşıyacaksak günümüz şartlarına uygun, onunla taşımalıyız diyorum.” değerlendirmesini yaptı.

Tatcı, Yunus’un alemlerin tam ortasından konuştuğunu ifade ederek, şu bilgileri verdi:

“Yani hem bizim anlayacağımız gibi kafayla hem de gönül ehlinin anlayabileceği gibi gönülle ifade edilmiş kavramlardan bahsediyor. Deniz vahdeti, kuş mana yolcusunu temsil eder. Uçmak süluktur. Yani mutasavvıfların seyr-u süluk dediği olaydır. O zaman bunu aparatlarla açmak lazımdı. Yani dünya dillerine aktarmak için aparatlarla açmak lazımdı. ‘Bir ben vardır bende, benden içeri’ cümlesindeki ‘ben’in Freud’un ilgi alanına giren ‘ben’ olmadığını, nefs-i emmare’deki ‘ben’ olmadığını; onun da ötesinde kendini gerçekleştirmiş olan, Hak’ta fani olan bir ‘ben’ olduğunu anlamak ve anlatmak lazımdı. İşte bunları açtım. Dünya dillerine aktarılırken rahat aktarılsın diye yaptım.”

“Gittiğimiz hemen hemen her yerde insan gezeriz biz”

Programa katılan yazar Leyla İpekçi ise Mustafa Tatcı ile hem Anadolu’da hem de çeşitli ülkelerde katıldıkları Yunus Emre’yi anlatan etkinliklerde yaşadıkları bazı anekdotları paylaştı.

“Yunusça” adını verdiği son kitabının yakın zamanda çıkacağı bilgisini paylaşan İpekçi, Mustafa Tatcı’nın ‘insan gezme’ ifadesini aktararak şu değerlendirmede bulundu:

“30- 35 senedir medyada yazı yazan bir insanım. Her baktığım şeye, detaylandırarak, arka planına inmeye çalışarak küçük olaylar üzerinden o büyük manzaraları daha küçülterek, mikro düzeyde bize dönüşlerini, gündelik hayatımıza tekabül ettiği şekline bakarak yaşıyordum. Çünkü sürekli yazmam gerekiyordu. O büyük bir disiplindir aslında. Kimsenin görmediği şeyleri görmeye başlıyorsunuz bir süre sonra. Fakat bunun farkına varamıyorsunuz. İlla yazmanız gerekiyor bunu açmak için. Hocamla gittiğimizde de böyle oldu. Onunla gitmek demek, zaten herhangi bir şey aramaz hale geldim. Buldum. Böyle denir mi? Denir. Nedir o? Aradığım şeyin kendisini gördüm. Gittiğimiz hemen hemen her yerde insan gezeriz biz. Hocam insan gezer, insana bakar. İnsanlar yavaş yavaş ona gelirler.”

Yaptıkları gezilerin kendisinde Yunusça anlam gelişmeleri oluşturduğunu kaydeden Leyla İpekçi, şu bilgileri paylaştı:

“Mustafa Tatcı hocamın konuştuğu şey benim hep aradığım şeydir. Ben kelimelerle yaşayan bir insanım. Bazen ölü kelime olur. Eğer siz yazdığınızdan bir şey anlamazsanız, yeni bir şey öğrenmezseniz o ölü kelimedir. Ama yazdıkça, bir şeyler öğrenmeye başlıyorsanız, cepten yemeyip de yazdıkça anlamaya başlıyorsanız kelimeler canlanır. Hocamı dinlerken yahut onun eserlerinden Yunus’u çıkartmaya çalışırken veyahut onun gittiği yerlerde Yunus üzerinden aslında ledün dili, anadilimde Türkçe açmaya çalışırken işitmeye başladım. O zaman aradığım şeyin aslında bu canlı kelimede, sözde olduğunu fark ettim. Dolayısıyla mekan gezmek, kelimeleri, insanları gezmek, yüzlerde durmak, dinlenmek, tekrar gezmek, hepsi bir tür Yunusça anlam genişlemesine yol açtı bende. Yunus deyince Yunus’tan ibaret bir şeyi kastetmiyorum. Yunus, bir süre sonra size ayna olmaya başlıyor. Sizi size anlatan gerçek, canlı bir söze dönüşüyor Yunusça. Ben bunu yakaladım işte. Yakaladığım şey bana çok heyecan verdi. Ben bu Yunusça’yı aldım kendime dönüştürerek canlandırdım.”

Yaklaşık 1,5 saat süren program, Zeytinburnu Kültür Sanat’ın YouTube sayfası üzerinden izlenebilir.

Türkçenin mana kapısı: 'Bizim Yunus'

22 Mart 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir