Yunus’un denizinde aşktan söyler dillerimiz

“Aşktan Söyler Bu Dilim”; Türk irfanının ne olduğunu, neler içerdiğini, neden önemli olduğunu, Müslümanlık ve Türklüğün neden ayrılmaz bir bütün olduğunu, Yunus dilinde aktarıyor. Elçin Ödemiş yazdı.

İki gözümün nuru!

H yayınları, yayınevi olmaktan çok bir Yunus okuludur adeta. Elbette bu, ömrünü Yunus Emre yolunda geçiren, Dr. Mustafa Tatcı Hoca sayesindedir. Türk edebiyatı alanında özellikle tasavvuf edebiyatındaki (Türk edebiyatının bel kemiği) araştırmalarıyla ve bu alandaki birçok eseri günümüze kazandırmıştır. O sadece eser kazandırmakla kalmamış, “Nasıl Yunus Emre olunur? Onun yolu nedir?” suallerine cevaplar vermesiyle günümüz irfan dünyasında müstesna bir yere sahiptir.

Kendisi almaktan çok verdikçe vermekte, ilmini benliğine değil topluma aktarmaktadır. Sadece akademi öğrencilerine değil toplumun hepsine Yunus Emre ve Niyâzî –i Mısrî, Hüseyin Vassaf, Osman Kemalî, Hacı Şaban-ı Velî hazretlerini aktarmaktadır.

Bugüne kadar Türk irfanının büyüklerini anlatırken, özelde “Mustafa Tatcı Hoca kimdir, neden bu alanda çalışır?” suallerinin fazlasıyla sorulmadığı kanaatindeyim. Ama zaten hizmet ehilleri isimleri fazla ön plana çıkmadan işini görür. Onlar denizde levrekler, Yunuslar hep olup durur, yüzerler. H yayınları 2019 yılında Aşktan Söyler Bu Dilim isimli nehir söyleyişi çıkardığında biraz olsun sorularımıza cevap buluruz düşüncesi sayfaları çevirdikçe, yerini yine Yunus’a bırakmıştı. Anlaşılmıştı ki Mustafa Tatcı Hoca her nefes alışında Yunus der dururdu. Yunus dedikçe dil aşktan gayri bir kelam etmezdi.

“Aşktan Söyler Bu Dilim”; Türk irfanının ne olduğunu, neler içerdiğini, neden önemli olduğunu, Müslümanlık ve Türklüğün neden ayrılmaz bir bütün olduğunu, Yunus dilinde aktarıyor. Hocanın her sözünde, her kelimesinde Yunus’un derinliğini, Türkçe’nin inceliğini okuyoruz.

Ona göre her kesiminin ayrı bir Yunus’u var. Milliyetçisinin, İslâmcısının, sosyal demokratların, hümanistlerin Yunus’u olduğunu söylüyor. Bütün bunların içinde gerçek Yunus’a ulaşmak ve özünü, izini bulmanın formülünü gösteriyor.

Kitapta irfan hayatımızda neleri kaybettiğimiz ince ince, noktasına virgülüne kadar anlatılıyor. Aynı şekilde, tasavvufun da günümüzde nasıl erozyona uğradığını bizlere söylerken, onun gerçek mânâsının açıklamasını da yapıyor.

Tasavvuf, insanın hiçten hiçe, içten içe derinleştiği bir mevzudur. Birkaç günlük eğitim işi, birkaç kitaplık bilgi işi değildir.”

Mistisizm ve İslâm tasavvufu arasındaki farkı anlamanın yolu, Hz. Peygamberi tanımaktan geçer. Demek odur ki hiçbir mistik seviye tamlık makamı değildir. Tamlık makamı, “makam-ı Muhammed’dir”.

İnsan-ı kâmil kavramını ve ona giden yolun izahı, Yunus Emre izinden giderek yapılıyor. Mustafa Tatcı Hoca, Yunus Emre’yi tarif ederken bize inşa-ı kâmil açıklamış oluyor.

Yunus vücud birliğini bizatihi yaşayıp hâl haline getirdiğinden başka bir tabirle her renge boyandığı için onun herkese hitap eden bir yönü vardır. O bir insan-ı kâmildir.”

“Biz Müslümanız. Kitabımız Kur’an rehberimiz Resûllah. Her iki kavramı özetleyip birkaç kelimeye dökmeye çalışsak sanırım ilim, irfan, merhamet, muhabbet ve aşk yoluyla insan ve daha ötesinde insan-ı kâmil olma hususları karşımıza çıkacaktır.”

Yunus Emre’nin bize eti kemiği lazım değildir derken içimizde beliren soru; bize neyi lazım? oluyor. Onun da hemen cevabını verirken bir başka kavram daha hazine sandığından çıkmış oluyor. Müslüman Türk milletinin ruhu.

Yunus Emre, Türk milletinin mânâ portresidir. Böylece kaybolan kimliğimizin yeniden fışkıracak pınarına, ab-ı hayatına kavuşmanın önündeki karanlığı yahut çakıl taşlarını kaldırmış oluyor. Evet, Yunus Emre bugün Müslüman Türkün, Anadolu’da İslâm hakîkatinin karşılığı olduğu gibi Türkçe’nin de mânâ âlemine açılan kapısı olduğunu söylerken anlıyoruz ki “Aşktan Söyler Dilim” kitabı, aslında bizlerin, Yunus’un denizine girmemiz için hazırlanmış kullanım kılavuzudur.

Bu arada, kitapta diğer usta ismi Leyla İpekçi Hanımefendiyi es geçmemek gerekiyor. Cevaplayan kadar sual edenin de bu konularda bilgi sahibi olması sohbeti anlamlı kılıyor. Leyla İpekçi Hanımefendi yılların tecrübesini, Yunus Emre’ye olan muhabbetini soruların içine hakkıyla yerleştirmiş. Duraksamadan, elinizde kalem, not defteri ile okuyup düşünüyorsunuz.

Kullanım kılavuzun ardından denize girmek gerekir. H yayınları bunun bilinciyle yaklaşık bir sene sonra 2020 yılında ince ama içeriği, mânâsı devasa olan bir kitap daha çıkarttı. “Yunus’un Denizinde.”

“Yunus’un Denizinde” Yunus Emre sohbetleri serisinin ilk kitabı. Hazırlayan, daha önce çocuklara yönelik “Çorak Dağın Eteğinde”yi yazan Sevdâ Urfa. Kitap içeriğinden önce belirtmek gerekir, 2021 Yunus EMRE yılına en iyi hazırlanan H yayınları, bir dizi kitabı hizmetimize sundu. Bunlardan birisi de işte bu sohbetler dizisi. Kitap 79 sayfacıktan oluşuyor. Bize bir “yüzmeyi öğretme el kitabı” demeliyiz. Hocanın yakın çevresinin söyleşilerinden derlenen bir derleme kitap. Sorular ve onlara verilen derin mânâlı cevaplar. Günümüz gençlerin yahut yeni Yunus Emre ile tanışanlar (mânâsıyla) için güzel bir hediye. Neler sormuşlar, ne cevap vermişler?

Kapağı çevirdiğinizde, 7 kişi (Yedi Uyurlar gibi) Yunus’un denizine girmiş, ama nasıl kulaç atacaklarını bilmiyor hissini hemen alıyorsunuz. Biz de onlarla yüzme kursuna yazılmış kursiyerler oluyoruz. Söyleşenler onlar değil de bizleriz. Söyleşiler bölümlere ayrılmış. Yunus Emre’nin nasıl yollardan geçtiğini, mânâsına nasıl kavuştuğunu dinliyoruz. Evet, okumuyoruz-dinliyoruz. Yunus okulu, daha doğru tanım bu olacak. Sohbetler bir okulun hazırlık sınıfı ders notları.

Neler sorulmuş nasıl cevaplar verilmiş. Bir göz atalım:

İlk sual Yunus kimdir? İlk cevap Yunus’un dilinden geliyor.

Bu bizden önce gelenler mânayı pinhan dediler.

Ben anadan doğmuş gibi geldim ki uryân eyleyem. “

Mustafa Hoca, her defasında üstüne basa basa söylediği, bize hatırlattığı mevzû burada da karşımıza çıkıyor. Türkçe’nin inceliği.

Kültür ve ilim alanında Arapça ve Farsça’nın hâkim olduğu, konuşulduğu bir dönemde Türkçe’yi ledün dili (tasavvuf dili) hâline getiren isimdir Yunus.”

Sohbet kitabı 12 bölümden oluşuyor. Her bölümde aklımızda yer alan sualler dillenmiş. Yunus Emre’nin diğer büyük zatlardan farkını soruyorken Yunus’u, Yunus Emre yapan şeyleri okuyoruz. 

Çünkü o, İslâm’ın hakikati demek olan tasavvuf yolculuğunu Batı Türklerinin diliyle ilk defa gündeme getiren kişi olmuştur.”

Türkçe’ye yeni bir boyut getirerek nasıl Yunusça halini aldığını anlatırken, günümüz dünyası için yeni bir  kavram daha meydana çıkıyor: “Yunusça”. Nedir Yunusça? Bunu gerek kitapta Yunus Emre’nin ağzından gerek Mustafa Hoca’nın dilinden dökülen kelimelerden, idrak ediyoruz. Yunusça’nın kadimden bu yana konuşulduğunu söyleyelim. O zaman anlıyoruz, “Bir ben var benden içeri derken” “ben” ile ne kastetmiş. Yunus hepimizin bildiği kelimelere, yeni anlamlar yüklemiş ve bize duru Türkçe ile halimizi, kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi, nasıl olduğumuzu anlatıvermiş. Mustafa Hoca sohbet kitabında üstüne basa basa durduğu, Yunus ve Türkçe arasındaki sıkı bağdan bahsediyor. “Öyle hızlı okumakla anlaşılmaz” diyor, “ağır ağır idrak ederek okuyun” tavsiyesinde bulunuyor.

Taptuk Emre’nin mânâsını saçanlar bölümünde, Türk ordusun toprak fethetmek olmayan gerçek gayesini, Türk töresinde devletin kadim yöneticilik ilkesini yani adl-i ilahi gayesine işaret ediliyor. Dergâh ve tekke gibi müesseselerin, bu noktadaki derunî yerini bizlere aktarıyor. Sadece yönetmek kısmında değil Türk İslâm medeniyetini oluşturan her unsurun ustalarının nasıl Kuran’ın hakîkatini içselleştirdiğinden bahsediyor.

Bugün kötü emelli yapıların içini boşalttığı, hatta insanların söylemekten çekindiği “hizmet” kelimesinin gerçek mânâsını ve önemini; “Hizmet et nasibini al” bölümünde açıklıyor. Diyor ki,

Ne iş yaparsan yap! Mesele farkında olmaktır. Hak erenlerin vücûdu küllî vücuttur. Kime edersen et, hizmet Tapduk’un şahsında Hakk’adır.”

“Biz Yûnus’un dersini Evliyâ’dan okuduk” bölümünde, “Yunus” mahlasını kullanan diğer şahısların varlığından ve bunların Yunus Emre ile olan içiçeliği işleniyor. Bir olmak mevzusunu anlatmış oluyor. Türk edebiyatı ve Anadolu Türkçesinin banisinin Yunus Emre olduğunu da bu bölümde öğreniyoruz. “Dünyada ne kadar tanınıyor?” sualine cevap yine bu bölümde veriliyor. Yeteri derecede tanıtılmadığını, anlaşılmadığını söylerken, en acı konu bu diyor. Neler yapılması gerektiği mevzusunda nasihatler yer aldığı gibi devlet kültür politikasına da bir eleştiri bu noktada geliyor. Kısaca Yunus Emre için yapılanlar elbette var, ama yeterli değil.

Yunus Emre’nin seyahatlerinin hikmetini ise “Hak! Dosta Bak!” bölümünde anlatıyor.

Tasavvuf nedir ise, Dön Aslına kısmında bize tane tane aktarılıyor.

Tasavvuf Kur’an’ın özü, Resûl-i Ekrem Efendimiz hakikatidir. İslâm başka tasavvuf başka değildir. Tasavvuf işin özüdür”

Yunus Emre’nin menkıbelerindeki metaforlar, semboller neleri ifade eder, bunları nasıl yorumlayacağımız kitabın bölümlerinde işlenen diğer konuları teşkil ediyor.

Kitapta tasavvuf, hikmet, hizmet, seyr-ü sülük, kavramlarının mânâlarını bulabiliyoruz. Aynı zamanda bunların bizim vücudumuzdaki, hayatımızdaki yerini idrak ediyoruz. Yunus Emre’nin bilinen iki ilâhisinin küçük şerhi de mevcut. Bunlar

İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir

Sen kendini bilmezsen ya niçe okumakdır” ile

“İşidin ey yârenler aşk bir güneşe benzer

Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer”

Küçük bir sohbet kitabının içinde, bugün fazlasıyla bizleri meşgul eden, gerçek mânâlarından uzaklaşmış hakîkatler, değerlerimizi, gün yüzüne çıkartmak Yunus Emre’yi doğru anlayıp onları çoğaltmak için takip edilecek yolları bulabiliyoruz.

H yayınları Yunus Emre alanında birçok eser vermeye devam ediyor. Okuyucuya sunduğu kitaplardan aklımızda kalanları sıralarsak, Yunus Emre Divanı, Yûnus Emre’den Yolcuya Öğütler, Yûnus Emre Yorumları, Yunus Emre ile Aşk Yolculuğu, Tapduk Emre, Bursalı Aşık Yunus, Aşktan Söyler Bu Dilim, Yunus’ta Hak ve Halk Sevgisi, Yunus Bir Söz Söylemiş, Mustafa Tatcı ile Yunus’un Denizinde, Her Genç Bir Yunus.”

H Yayınları, Yunus Okulu’na değerli çalışmalarla devam ederken Mustafa Tatcı Hoca da bizlere Yunusça konuşup Yunus Emre’yi aktarmaya devam ediyor. Kendisine teşekkür ediyoruz.

Elçin Ödemiş

  • Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 13:00
  • Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2021, 12:58

Gönül ülkesinin bir ulu pîri: Hacı Bayram-ı Velî

2 Ocak 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir